Türkiye’nin en büyük gölü, aynı zamanda dünyanın en büyük sodalı gölüdür. Van’ı anlatmak için önce bu gölün nasıl oluştuğunu anlatmak gerekir — çünkü gölün kimyası, bölgenin canlı hayatını da belirlemiştir.
Kısaca: Van Gölü’nün suyu neden sabun gibi köpürür? Çünkü göl kapalı havzadadır ve suyu alkalidir. Bunun nedeni jeolojik: bir volkandan gelen lav akıntısı, gölün denize giden çıkışını kapattı. Sonuç zincirleme oldu — su buharlaştıkça mineraller birikti, suyun kimyası değişti ve gölde bugün tek bir balık türü yaşıyor. O balık da yumurtlamak için gölden çıkıp tatlı suya göç ediyor.
Lavın Kapattığı Çıkış
Van Gölü her zaman kapalı bir göl değildi. Havzadaki sular eskiden batıya doğru akıp denize ulaşıyordu.
Bölgedeki bir volkandan yayılan lav akıntıları, bu çıkış vadisini tıkadı. Suyun gidecek yeri kalmayınca havzada birikti ve bugünkü göl oluştu.
Böylece göl, bu sitede başka örneklerini gördüğümüz kapalı havza ailesine katıldı: Issık Göl, Hazar, Ölü Deniz ve Konya Ovası’ndaki göller gibi.
Kapalı havzanın kuralı hep aynıdır: göle nehirler girer, gölden nehir çıkmaz; su yalnızca buharlaşarak eksilir ve taşıdığı çözünmüş maddeler geride kalır.
Neden Tuzlu Değil de “Sodalı”?
Burada ilginç bir ayrım var. Kapalı havza gölleri genellikle tuzlanır — Ölü Deniz gibi. Van Gölü ise farklı bir kimyaya sahiptir.
Fark, havzadaki kayaçların türünden gelir. Bölgedeki volkanik kayaçlar aşınırken suya karbonat ve bikarbonat bileşikleri bırakır. Bu bileşikler birikince suyun kimyası tuzlu değil bazik hâle gelir.
Sonuç, suyun sabun gibi davranmasıdır. Yörede gölde çamaşır yıkandığı ve sabun gerekmediği anlatılır; bunun nedeni tam olarak budur. Bazik su, yağı çözer ve kayganlık hissi verir — sabunun yaptığı işin aynısını yapar.
Aynı kimya bir başka ürün üretir: gölün belirli bölgelerinde, sudaki karbonatların çökelmesiyle oluşan kule biçimli oluşumlar bulunur. Bunlar mercan değildir; su altındaki kaynaklardan çıkan suyun göl suyuyla karışmasıyla oluşan mineral yapılardır.
Gölün Tek Balığı
Bu su kimyası çoğu canlı için yaşanabilir değildir. Gölde balık türü sayısı bu yüzden çok azdır — pratikte tek bir tür göl suyunda yaşayabilir.
Bu balık bazik suya uyum sağlamıştır; ancak bir sınırı vardır: yumurtaları bu suda gelişemez.
Çözüm göçtür. Her ilkbaharda, karların erimesiyle göle dökülen akarsular güçlendiğinde balıklar akıntıya karşı yüzerek tatlı su derelerine girer, orada yumurtlar ve geri döner. Yavrular tatlı suda bir süre kaldıktan sonra göle iner.
Bu göç her yıl aynı dönemde ve gözle görülür bir yoğunlukta yaşanır; dereler balıkla dolar. Aynı yoğunluk, balığın avlanmaya ve derelerdeki engellere karşı kırılgan olması anlamına gelir: barajlar, regülatörler ve kurumuş dere yatakları üreme yolunu keser.
Bu nedenle göç döneminde avlanma yasaklanır ve derelerde balığın geçmesini sağlayan geçiş yapıları kurulur. Tür, tek bir göle bağımlı olduğu için koruma altındadır.
2700 Yıldır Akan Kanal
Göl suyu içilemez ve tarımda kullanılamaz. Bu, bölgede kurulan devletler için temel bir sorundu ve çözümü de olağanüstüdür.
Bölgede kurulan Urartu Devleti, dağlardan gelen tatlı suyu şehre taşımak için uzun bir kanal yaptırdı. Kanal, kayaya oyularak ve taş duvarlarla desteklenerek, arazinin eğimine göre hesaplanmış bir yol izler.
Şaşırtıcı olan şudur: bu kanal yaklaşık iki bin yedi yüz yıldır su taşımaya devam ediyor ve bugün de sulamada kullanılıyor.
Bu, mühendislik açısından dikkat çekicidir. Uzun bir kanalın işlemesi için eğimin çok hassas ayarlanması gerekir: fazla dik olursa su hızlanır ve kanalı aşındırır, fazla düz olursa akış durur ve çökelti birikir. Bu dengeyi ölçüm aletleri olmadan kurmak, dönemin arazi bilgisinin düzeyini gösterir.
Urartu’dan kalan bir başka özellik de kayaya oyulmuş odalar ve yazıtlardır; bölgedeki kalede bu türden çok sayıda örnek bulunur.
Van Kedisi
Yöreye özgü kedi ırkı, iki gözünün farklı renkte olmasıyla tanınır. Bu duruma heterokromi denir ve gözdeki renk maddesinin dağılımıyla ilgilidir.
Bu özellik kediye özel bir yetenek kazandırmaz; görme ikisinde de normaldir. Ancak beyaz tüylü ve mavi gözlü kedilerde işitme kaybı görülme olasılığı daha yüksektir — bu, renk maddesini üreten hücrelerin iç kulaktaki gelişimle bağlantılı olmasından kaynaklanır.
Irkın suya girmekten hoşlandığı yaygın olarak anlatılır; bu, kedilerde alışılmadık bir davranıştır ve yöreye özgü bir gözlem olarak aktarılır.
Irk, sayısının azalması üzerine üniversite bünyesinde yürütülen bir programla korunmaktadır.



