Atlas Dağları’nın eteğindeki ovada, tek renkli bir şehir. Bu rengin nedeni bir tercih olduğu kadar, malzemenin kendisidir.
Kısaca: Şehrin rengi boyadan değil topraktan gelir: duvarlar, kalıba doldurulup sıkıştırılan yerel toprakla örülür ve o toprak demir bakımından zengindir. Bu yöntem ucuzdur, serin tutar — ama yağmura dayanmaz; bu yüzden her duvarın “şapkası ve çizmesi” olmak zorundadır. Sokakların dar ve çıkmaz olması da düzensizlik değil: evler dışa kapalı, avluya dönüktür ve çıkmaz sokak yarı özel bir alandır.
Duvar Neyden Yapılıyor?
Geleneksel yapı yöntemi dövme topraktır: taş ya da tuğla değil, doğrudan yerin toprağı kullanılır.
Uygulama şöyledir. İki tahta kalıp karşılıklı dikilir, aralarına nemli toprak dökülür ve tokmakla sıkıştırılır. Tabaka doldukça kalıp yukarı alınır ve işlem tekrarlanır. Bağlayıcı olarak az miktarda kireç katılabilir.
Sonuç, kalın ve masif bir duvardır. Avantajları belirgindir:
- Malzeme yerinde ve bedava. Taş ocağı ya da tuğla fırını gerekmez; duvar, kazılan temelin toprağından yapılabilir.
- Isıyı geciktirir. Kalın toprak duvar, gündüz güneşin ısısını yavaşça içine alır ve iç mekâna ancak gece ulaştırır. Gündüz serin, gece ılık bir iç ortam oluşur.
- Yakıt istemez. Tuğla pişirmek ve kireç yakmak odun ister; kurak bölgede odun kıttır.
Rengi de buradan gelir: bölgenin toprağı demir bileşikleri bakımından zengindir ve bu, doğal olarak kızıl-turuncu bir ton verir. Şehrin tek renkli görünümü sonradan yönetim kararıyla pekiştirildi; yeni yapılarda da aynı tonun kullanılması kural hâline getirildi.
Toprak Duvarın Zayıf Noktası
Bu yöntemin ciddi bir kusuru vardır: su. Pişirilmemiş toprak, ıslandığında yumuşar ve akar.
Bu nedenle toprak yapıda iki nokta kritiktir ve yapı ustaları arasında bilinen bir kural vardır: duvarın iyi bir şapkası ve iyi bir çizmesi olmalıdır.
Şapka, çatının duvardan taşan saçağıdır: yağmuru duvar yüzeyinden uzağa atar. Çizme ise duvarın altındaki taş kaidedir: yerden sıçrayan suyun ve yüzeyde biriken nemin toprağa ulaşmasını engeller.
Bir de sürekli bakım gerekir: yüzey belirli aralıklarla yeniden sıvanır. Sıva bir süs değil, feda edilen katmandır; aşınan o olur, arkasındaki gövde korunur.
Bu yüzden toprak mimari yalnızca kurak iklimlerde yaygındır ve bakımı bırakılan yapılar hızla erir. Terk edilmiş toprak yapıların birkaç on yılda tanınmaz hâle gelmesi bundandır.
Ev Neden Dışa Kapalı?
Bu şehirlerde gezen biri, sokaktan bakınca evleri göremez. Cepheler sağırdır: pencere yok denecek kadar azdır, olanlar da küçük ve yüksektir. Görünen tek şey duvar ve bir kapıdır.
Kapıdan girildiğinde durum tersine döner: ev, ortasındaki avluya dönüktür. Bütün odaların pencereleri avluya bakar; ışık ve hava oradan gelir.
Bunun iklimsel bir mantığı vardır. Sokağa açılan pencere, yaz sıcağını, tozu ve gürültüyü içeri alır. Avlu ise korunaklı bir hava havuzudur: gece soğuyan ağır hava avluda birikir ve gündüzün ilk saatlerinde odaları serinletir. Avluda çoğu zaman bir havuz ve ağaç bulunur; suyun buharlaşması havayı ayrıca serinletir.
Bir de toplumsal mantığı vardır: bu düzen, ailenin yaşam alanını sokağın bakışından tamamen ayırır. Yapı, mahremiyeti duvarla değil planla sağlar.
Çıkmaz Sokak Bir Kusur Değil
Eski şehir dokusuna bakan biri genellikle “planlanmamış” der: sokaklar dar, kıvrımlı ve çoğu çıkmaz. Oysa burada tutarlı bir düzen vardır.
Sokaklar üç kademelidir:
- Ana yollar — çarşıyı, kapıları ve büyük yapıları bağlar; herkese açıktır.
- Ara yollar — mahalleye girer; buradan geçen, çoğunlukla oraya gidiyordur.
- Çıkmaz sokaklar — yalnızca birkaç eve hizmet eder ve başka yere çıkmaz.
Son kademe belirleyicidir. Bir çıkmaz sokağa giren kişi, ya oradaki evlerden birine gidiyordur ya da yanlış yere girmiştir. Buradan geçip başka yere ulaşmak mümkün değildir.
Bu, çıkmaz sokağı kamusal alandan ayırır: orası birkaç ailenin ortak avlusu gibi çalışır. Çocuklar orada oynayabilir, komşular kapı önünde oturabilir; çünkü yabancı trafiği yoktur.
Sokakların dar ve kıvrımlı olmasının da işlevi vardır: dar sokak, gün boyunca gölgede kalır. Kıvrım ise rüzgârın toz taşımasını ve doğrudan güneşi keser.
Bu sitede Tokyo ve Kyoto yazılarında adres mantığının şehrin geometrisine bağlı olduğunu görmüştük. Burada bir adım daha ileri gidiliyor: sokak dokusunun kendisi, mahremiyet düzeninin bir parçası.



