Şehirler

Kyoto’da Adresler Neden Kavşak Olarak Verilir?

Kyoto’da Gion semtinde dar cepheli ahşap evlerin sıralandığı sokak
Fotoğraf: lumoplank · CC0 · Wikimedia Commons

Bir önceki yazıda Japonya’da adreslerin blok üzerinden verildiğini, sokakların çoğunun adı olmadığını gördük. Kyoto bu kuralın istisnasıdır ve nedeni şehrin kuruluş biçimidir.

Kısaca: Kyoto, Japonya’da adresin kavşakla verildiği ender yerdir: “şu caddenin şu caddeyle kesiştiği yerin biraz kuzeyi” gibi. Bunu mümkün kılan şey, şehrin bin iki yüz yıl önce kurulmuş ızgara planıdır — cadde adları bir koordinat sistemi gibi çalışır. Dar cepheli derin evlerin nedeni ise Amsterdam’dakiyle aynı: cephe genişliği pahalıydı.

Kopyalanmış Bir Başkent Planı

Şehir, 8. yüzyılın sonunda sıfırdan bir başkent olarak kuruldu. Yani mevcut bir kasabadan büyümedi; boş arazi üzerine, önceden çizilmiş bir plana göre inşa edildi.

Plan da özgün değildi: dönemin Çin başkentinin düzeni örnek alındı. Bu düzen, birbirini dik kesen caddelerden oluşan büyük bir ızgaraydı; saray kuzeyde, ana cadde ise kuzeyden güneye şehri tam ortadan ikiye bölüyordu.

Caddeler sıralı olarak adlandırıldı. Doğu-batı yönündeki başlıca caddeler numaralandı: birinci cadde, ikinci cadde, üçüncü cadde diye kuzeyden güneye doğru. Bugün bu adların bir kısmı hâlâ kullanılıyor.

Şehir yüzyıllar içinde yandı, küçüldü, büyüdü ve yeniden kuruldu; ama ızgara kaldı. Çünkü bir kez parsellenmiş arazi düzeni, üzerindeki yapılar yok olsa bile mülkiyet sınırları olarak varlığını sürdürür.

Adres Bir Koordinat

Izgara düzenin sonucu şudur: her cadde adlandırılmıştır ve her nokta iki caddenin kesişimiyle tarif edilebilir.

Bu yüzden şehirde adres, kapı numarasıyla değil kavşakla verilir: adres, iki caddenin adını ve bu kesişime göre hangi yönde olunduğunu içerir — kuzeyinde, güneyinde, doğusunda ya da batısında.

Yani adres, matematikteki bir koordinat gibi çalışır: iki eksen ve bir yön. Şehri tanımayan biri bile, cadde adlarını bilirse hesaplayarak yerini bulabilir.

Sistemin çalışmasının tek şartı ızgaranın bozulmamış olmasıdır. Düzensiz büyümüş bir şehirde aynı yöntem işe yaramaz; bu nedenle ülkedeki başka şehirlerde uygulanamaz.

Bu, iki yazı arasındaki ilginç karşıtlığı ortaya çıkarır: aynı ülkede, biri alan üzerinden diğeri çizgi üzerinden çalışan iki adres mantığı bir arada bulunur. Belirleyici olan kültür değil, şehrin geometrisidir.

Dar Cephe, Derin Ev

Şehrin geleneksel konutu, cadde boyunca bitişik dizilen ahşap evlerdir. Bu evlerin belirgin özelliği, cephesinin dar, gövdesinin uzun olmasıdır; bazıları on metre genişliğe karşılık kırk metre derinliktedir.

Bunun nedeni Amsterdam evlerinde gördüğümüzle aynıdır: değerli olan şey cadde cephesidir. Cepheye bağlı vergilendirme ve arsa bölünmesi, dükkânı öne alıp konutu arkaya uzatan bir plana yol açtı.

Sonuç, önde dükkân, ortada oturma bölümleri, arkada depo bulunan derin bir yapıdır. Derinlik bir sorun doğurur: ortadaki odalar ışık ve hava alamaz.

Çözüm, evin içine yerleştirilen küçük iç avlulardır. Bu avlular hem ışık kuyusu hem havalandırma bacası gibi çalışır: ısınan hava avludan yükselir ve evin içine caddeden serin hava çeker.

Ayrıca evlerin iç bölmeleri sabit duvar değil, sökülüp takılabilen panellerdir. Yazın paneller kaldırılıp ev tek bir açık hacme dönüştürülür, kışın yeniden bölünür.

Havzanın İklimi

Bu tasarımın neden bu kadar havalandırmaya odaklandığını anlamak için şehrin konumuna bakmak gerekir.

Şehir, üç yanı dağlarla çevrili bir havzanın içindedir. Bu konum savunma ve su açısından avantajlıydı; iklim açısından ise bir bedeli vardır.

Dağlarla çevrili bir çanak, havanın yanlara akmasını engeller. Yazın nemli ve sıcak hava havzada hapsolur; rüzgâr azdır, bunaltıcı bir sıcaklık oluşur. Kışın ise tersi olur: soğuk ve ağır hava çanağın dibine çöker.

Geleneksel ev bu koşula göre kurulmuştur ve tercihini yazdan yana yapar: hava akımını en üst düzeye çıkaran, açılıp kapanan, gölgeli bir yapı. Kışın soğuk olması, yazın bunalmamak için ödenen bilinçli bir bedeldi.

Aynı havza, şehrin görünümünü de korudu: dağlar yerleşimin yayılmasını sınırladı ve şehir, çevresindeki yamaçlara kadar büyüyüp orada durdu.

Sıkça Sorulan Sorular

Kyoto neden Japonya’nın istisnası?

Çünkü adres blokla değil kavşakla verilir. Bunu mümkün kılan şey, şehrin 8. yüzyılın sonunda sıfırdan bir başkent olarak, önceden çizilmiş bir ızgara plana göre kurulmuş olmasıdır.

Plan nereden geliyor?

Dönemin Çin başkentinin düzeni örnek alındı: birbirini dik kesen caddelerden oluşan büyük bir ızgara, kuzeyde saray ve şehri ortadan ikiye bölen bir ana cadde.

Adres tam olarak nasıl veriliyor?

İki caddenin adı ve bu kesişime göre hangi yönde olunduğu — kuzeyinde, güneyinde, doğusunda ya da batısında. Adres matematikteki bir koordinat gibi çalışır: iki eksen ve bir yön.

Bu yöntem başka şehirlerde neden kullanılmıyor?

Çünkü tek şartı ızgaranın bozulmamış olmasıdır. Düzensiz büyümüş bir şehirde aynı yöntem işe yaramaz. Belirleyici olan kültür değil şehrin geometrisidir.

Evler neden dar cepheli ve derin?

Değerli olan şey cadde cephesidir. Cepheye bağlı vergilendirme ve arsa bölünmesi, dükkânı öne alıp konutu arkaya uzatan bir plana yol açtı; bazı evler on metre genişliğe karşılık kırk metre derinliktedir.

Derin evin ortası nasıl ışık alıyor?

Evin içine yerleştirilen küçük iç avlularla. Bu avlular hem ışık kuyusu hem havalandırma bacası gibi çalışır: ısınan hava avludan yükselir ve eve caddeden serin hava çeker.

Neden bu kadar havalandırmaya odaklanılmış?

Şehir üç yanı dağlarla çevrili bir havzadadır. Dağlarla çevrili çanak havanın yanlara akmasını engeller; yazın nemli ve sıcak hava havzada hapsolur, rüzgâr azdır.

Kışın soğuk olmuyor mu?

Oluyor. Geleneksel ev tercihini bilinçli olarak yazdan yana yapar: hava akımını en üst düzeye çıkaran, açılıp kapanan, gölgeli bir yapı. Kışın soğuk olması, yazın bunalmamak için ödenen bedeldi.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şehirler kategorisinden

Tümü →