Şehirler

Şanghay Gerçekten Bir Balıkçı Köyü müydü?

Şanghay’da nehir kıyısındaki Bund boyunca uzanan, imtiyaz dönemine ait taş cepheli sıra binalar
Fotoğraf: xiquinhosilva · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons

Şanghay anlatılırken neredeyse her defasında aynı cümle kullanılır: bir balıkçı köyüyken kısa sürede dünya şehri olmuştur. Bu cümlenin ilk yarısı doğru değildir.

Kısaca: Sık tekrarlanan “balıkçı köyünden metropole” anlatısı yanlıştır: şehir, limanların yabancılara açılmasından önce de surlu bir kaza merkezi ve önemli bir pamuk ile gemi ticareti limanıydı. Asıl avantajı ise konumdur: ülkenin en büyük nehrinin ağzında durur, yani bir nehir havzasının tamamının kapısıdır. Bunun bedeli zemindir — şehir yumuşak alüvyon üzerine kuruludur ve bir dönem ciddi biçimde çökmüştür.

Köy Değil, Kaza Merkezi

19. yüzyılın ortasında limanların yabancı ticarete açılmasından önce de burada bir şehir vardı: idari bir merkez, çevresi surla çevrili, içinde tapınakları, çarşısı ve loncaları olan bir yerleşim.

Dahası, bu şehir zaten bir ticaret limanıydı. Çevre bölge pamuk üretiminde ve pamuklu dokumada güçlüydü; mallar buradan kıyı boyunca kuzeye ve güneye taşınıyordu. Şehirde iç bölgelerden gelen tüccarların kurduğu lonca binaları vardı.

Peki “balıkçı köyü” anlatısı neden bu kadar yaygın? Çünkü işe yarıyor. Sıfırdan yükselme hikâyesi, hem şehri açan tarafın hem sonradan onu yeniden kuran tarafın işine gelir: her iki anlatıda da şehrin varlığı anlatıcının eseri olur.

Bu, kent tarihlerinde sık rastlanan bir kalıptır: bir yerin önceki hâli küçültülür, çünkü küçültüldükçe sonraki dönüşüm büyük görünür.

Asıl Sebep: Nehrin Ağzı

Şehrin neden bu kadar büyüdüğünü anlamak için haritada tek bir şeye bakmak yeter: ülkenin en büyük nehri denize burada dökülür.

Bir nehrin ağzındaki liman, yalnızca kendi şehrinin değil, bütün havzanın kapısıdır. Bu havza ülkenin nüfusunun ve üretiminin çok büyük bir bölümünü barındırır ve binlerce kilometre içeriye uzanır.

Demiryolu ve karayolu gelmeden önce, ağır yükü ucuza taşımanın tek yolu suydu. Nehir boyunca gelen mal ağızda toplanıyor, oradan denize açılıyordu. Ağızdaki şehir, aracılığın zorunlu durağıydı.

Bu yüzden şehrin yükselişi bir kararın değil, coğrafyanın sonucudur. Ticaret bu bölgeye yönlendirildiğinde büyüdü, çünkü zaten büyümeye en uygun nokta orasıydı.

Şehrin asıl limanı bugün nehir ağzından uzaklaştı: büyüyen gemiler daha derin su istediği için liman, açıktaki adalara taşındı ve karaya uzun bir köprüyle bağlandı. Yani avantaj sürüyor ama yeri değişiyor.

Sokaklar Neden Açı Değiştiriyor?

Şehrin merkezinde yürüyen biri tuhaf bir şey fark eder: sokak dokusu bir noktada aniden açı değiştirir. Bir mahallede caddeler bir yöne göre dizilmişken, birkaç sokak ötede başka bir yöne göre dizilmiştir.

Bunun nedeni, şehrin uzun süre tek bir yönetim tarafından planlanmamış olmasıdır. 19. yüzyılın ortasından itibaren şehirde farklı devletlere ayrılmış bölgeler oluştu; her bölgenin kendi idaresi, kendi polisi, kendi imar kuralları vardı.

Her yönetim kendi alanını kendi mantığına göre planladı: farklı sokak genişlikleri, farklı ada boyutları, farklı yönelimler. Bölgeler birbirine yaklaştıkça, dokular birbirine oturmadı.

Bölgeler çoktan kaldırıldı, ama sokaklar yerinde kaldı. Bugün caddelerin açı değiştirdiği yerler, büyük ölçüde eski sınırların üzerindedir.

Aynı ayrışma mimarlıkta da görülür: nehir kıyısındaki taş cepheli sıra binalar, arka sokaklardaki dar avlulu tuğla konut adaları ve surlu eski şehrin dokusu — üçü farklı yönetimlerin ürünüdür ve yan yana dururlar.

Yumuşak Zemin Sorunu

Nehir ağzında olmanın bir bedeli vardır: orada zemin, nehrin binlerce yıl boyunca biriktirdiği ince çamur ve kumdur. Kaya, yüzeyden çok aşağıdadır.

Böyle bir zemin ağır yük altında sıkışır. Şehir büyüyüp yüksek yapılar ortaya çıkınca temeller çok derine, sağlam katmanlara kadar indirildi.

Asıl sorun ise binaların ağırlığı değil, yine yeraltı suyuydu. Sanayi ve konut için aşırı su çekilince katmanlar boşaldı ve şehir 20. yüzyıl boyunca kümülatif olarak metrelerle ölçülen bir çökme yaşadı. Kıyı şehrinde bu, sel riski demektir.

Alınan önlem iki yönlüydü: yeraltı suyu çekimi sınırlandırıldı ve dahası, boşalan katmanlara kuyulardan su geri basıldı. Bu, çökmeyi büyük ölçüde yavaşlattı.

Böylece aynı olguyu üç şehirde üç farklı biçimde görmüş olduk: Amsterdam’da turba ayrışıyor, Pekin’de gözenekli katman sıkışıyor, burada alüvyon oturuyor. Ortak kural değişmiyor: yer altından su çekmek, yer yüzünü indirir.

Sıkça Sorulan Sorular

Şanghay balıkçı köyü müydü?

Hayır. Limanların yabancı ticarete açılmasından önce de burada idari bir merkez vardı: surla çevrili, tapınakları, çarşısı ve loncaları olan bir yerleşim. Üstelik zaten bir ticaret limanıydı; çevre bölge pamuk ve pamuklu dokumada güçlüydü.

O hâlde bu anlatı neden yaygın?

Çünkü işe yarıyor. Sıfırdan yükselme hikâyesi hem şehri açan tarafın hem sonradan onu yeniden kuran tarafın işine gelir: her iki anlatıda da şehrin varlığı anlatıcının eseri olur.

Şanghay neden bu kadar büyüdü?

Ülkenin en büyük nehri denize orada döküldüğü için. Nehir ağzındaki liman, yalnızca kendi şehrinin değil bütün havzanın kapısıdır; demiryolu ve karayolu gelmeden önce ağır yükü ucuza taşımanın tek yolu suydu.

Liman hâlâ aynı yerde mi?

Hayır. Büyüyen gemiler daha derin su istediği için liman açıktaki adalara taşındı ve karaya uzun bir köprüyle bağlandı. Avantaj sürüyor ama yeri değişiyor.

Sokaklar neden aniden açı değiştiriyor?

Çünkü şehir uzun süre tek bir yönetim tarafından planlanmadı. 19. yüzyılın ortasından itibaren farklı devletlere ayrılmış bölgeler oluştu; her biri kendi alanını kendi mantığına göre planladı ve dokular birbirine oturmadı.

Bu izler bugün görülebiliyor mu?

Evet. Bölgeler çoktan kaldırıldı ama sokaklar yerinde kaldı; caddelerin açı değiştirdiği yerler büyük ölçüde eski sınırların üzerindedir. Aynı ayrışma mimarlıkta da görülür.

Zemin neden sorun?

Nehir ağzında zemin, nehrin binlerce yıl boyunca biriktirdiği ince çamur ve kumdur; kaya yüzeyden çok aşağıdadır. Böyle bir zemin ağır yük altında sıkışır, bu yüzden temeller çok derine indirilir.

Çökme nasıl durduruldu?

İki yönlü önlemle: yeraltı suyu çekimi sınırlandırıldı ve boşalan katmanlara kuyulardan su geri basıldı. Bu, çökmeyi büyük ölçüde yavaşlattı.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şehirler kategorisinden

Tümü →