Orta Asya denince akla gelen tablo genellikle bozkır ve çöldür. Tacikistan bu tablonun dışında kalır: ülke bir dağ ülkesidir ve komşularından hem coğrafyası hem diliyle ayrılır.
Kısaca: Orta Asya’nın beş ülkesinden dördü Türk dilli; Tacikistan ise Fars dillidir. Bu tek fark, ülkenin kültürel yönelimini komşularından ayırır. Coğrafyası da uçtur: yüzölçümünün onda dokuzundan fazlası dağ ve ülke, “Dünyanın Damı” denen Pamir yükseltisinin üzerinde oturur. Bu dağlar kutup dışındaki en uzun buzulları ve bölgenin suyunu barındırır — ülkenin en büyük kozu ve en büyük anlaşmazlık konusu da budur.
Fars Dilli Bir Orta Asya Ülkesi
Orta Asya’nın beş cumhuriyetinden dördünde — Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan — Türk dilleri konuşulur. Tacikçe ise Farsçanın bir çeşididir; İran ve Afganistan’da konuşulan dillerle aynı ailedendir ve karşılıklı anlaşma büyük ölçüde mümkündür.
Bu, bölgenin uzun tarihiyle ilgilidir. Orta Asya’nın yerleşik kent kültürü yüzyıllar boyunca Fars dilinin etkisindeydi; Türk dilleri ise bozkır kökenli göç dalgalarıyla yayıldı. İki katman iç içe geçti ve bugünkü sınırlar bu iç içe geçmiş dokunun üzerine 20. yüzyılda çizildi.
Bunun bir sonucu, tarihsel olarak Fars kültürünün merkezi sayılan bazı büyük şehirlerin bugün Tacikistan sınırlarının dışında kalmasıdır — bölgedeki kimlik tartışmalarının kaynaklarından biri budur.
Yazı bakımından da ayrı bir durum var: Tacikçe bugün Kiril alfabesiyle yazılır. Yani aynı dilin İran’daki biçimi Arap alfabesiyle, Tacikistan’daki biçimi Kiril alfabesiyle yazılır; konuşarak anlaşan iki kişi, birbirinin yazdığını okuyamayabilir.
Dünyanın Damı
Ülkenin doğusu, Asya’nın en büyük dağ sistemlerinin birleştiği yükselti üzerindedir. Bölge, yüksek ve geniş platolarıyla “Dünyanın Damı” olarak anılır.
Yükselti, levha hareketinin sonucudur: Hindistan levhasının Avrasya’ya doğru ilerlemesi, bölgedeki kabuğu kalınlaştırıp yükseltmiştir. Aynı hareket bölgeyi deprem açısından etkin kılar.
Bu yüksekliğin en dikkat çekici ürünü buzullardır. Ülkedeki buzullardan biri, kutup bölgeleri dışındaki en uzun buzullar arasındadır; uzunluğu yetmiş kilometreyi aşar.
Bu buzullar yalnızca bir doğa harikası değil, bölgenin su deposudur. Yazın eriyen kar ve buz, aşağıdaki ülkelerin tarımını besleyen nehirleri doldurur. İklim değişikliğiyle buzulların çekilmesi bu nedenle yalnızca Tacikistan’ın değil, tüm havzanın sorunudur.
Baraj Tartışması
Tacikistan’ın en büyük doğal kaynağı ne petrol ne de madendir: yükseklik farkıyla akan sudur. Dağlardan inen nehirler, hidroelektrik için elverişli bir potansiyel sunar.
Ülkede uzun süre dünyanın en yüksek barajı unvanını taşıyan bir yapı bulunur; daha da büyük bir baraj projesi ise on yıllardır sürmektedir.
Proje bölgesel bir anlaşmazlık konusudur. Tacikistan için baraj, elektrik üretimi ve ihracat imkânı demektir. Aşağı havzadaki ülkeler ise barajın doldurulması sırasında ve sonrasında kendilerine ulaşan su miktarının azalmasından endişe eder; bu suyla sulanan geniş tarım alanları vardır.
Anlaşmazlık, sınır aşan sular konusundaki klasik sorunu örnekler: nehrin yukarısındaki ülkenin kararı, aşağıdaki ülkelerin tarımını doğrudan etkiler ve bağlayıcı bir bölgesel mekanizma yoksa çözüm ikili pazarlıklara kalır.
İç Savaş ve Sonrası
Ülke bağımsızlığını 1991’de kazandı; ardından 1992-1997 arasında bir iç savaş yaşandı. Çatışma bölgesel ve siyasi hatlar boyunca gelişti ve ağır kayıplara yol açtı; nüfusun önemli bir bölümü yerinden oldu.
Savaş 1997’de imzalanan bir barış anlaşmasıyla sona erdi. Anlaşma, çatışan tarafların yönetimde belirli oranlarda temsil edilmesini öngörüyordu ve bu yönüyle çatışma çözümü çalışmalarında incelenen örneklerden biridir.
Savaşın ekonomik etkisi uzun sürdü. Ülke bugün Orta Asya’nın en düşük gelirli ülkesi konumundadır ve altyapı yatırımları sınırlıdır.
Dışarıda Çalışan Nüfus
Tacikistan ekonomisinin en belirleyici özelliği, yurt dışında çalışan vatandaşların gönderdiği paradır. Ülke, milli gelirine oranla bu tür gelirlere dünyada en bağımlı ülkeler arasındadır.
Çalışma büyük ölçüde tek bir ülkeye yöneliktir ve çoğunlukla inşaat ile hizmet sektörlerindedir. Bu, ciddi bir kırılganlık yaratır: o ülkedeki ekonomik durum ya da göç politikası değiştiğinde, Tacikistan’daki hane gelirleri doğrudan etkilenir.
Toplumsal sonuçları da vardır: çalışma çağındaki erkek nüfusun önemli bir bölümünün yılın büyük kısmını yurt dışında geçirmesi, köylerdeki aile yapısını ve tarımsal işgücünü doğrudan etkiler.



