Bir ülkenin iki parçadan oluşması ender değildir. Ancak Malezya’da iki parça arasında kara bağlantısı yoktur ve aradaki mesafe, İstanbul ile Ankara arasındaki uzaklığın iki katından fazladır — üstelik tamamı açık denizdir.
Kısaca: Malezya, aralarında bir deniz bulunan iki parçadan oluşur: Malay yarımadası ve Borneo adasının kuzeyi. İkisi arasında yüzlerce kilometre açık deniz vardır. Ülkenin bir başka sıra dışı özelliği tarihindedir — Singapur 1965’te birlikten çıkarıldı; bir devletin kendi eyaletini ihraç etmesi dünyada ender görülür. Bu kararın arkasında da ülkenin merkezî sorunu vardı: çok etnikli bir toplumda ekonomik dengeyi kurmak.
İki Parça
Ülkenin batı parçası, Malay yarımadasının güney ucudur; nüfusun ve sanayinin büyük bölümü buradadır. Başkent de bu tarafta yer alır.
Doğu parçası, dünyanın en büyük üçüncü adası olan Borneo’nun kuzeyindeki iki eyalettir. Bu bölge, yüzölçümünün büyüklüğüne rağmen çok daha seyrek nüfusludur ve yağmur ormanlarıyla kaplıdır.
Borneo adası ayrıca üç ülke arasında paylaşılmıştır: Malezya, Endonezya ve Brunei. Tek bir adanın üç ayrı devlete ait olması dünyada az rastlanan bir durumdur.
İki parça arasındaki fark yalnızca coğrafi değildir. Doğu eyaletleri, birliğe katılırken göç, kaynak yönetimi ve idare konusunda özel yetkiler aldı; bu ayrım bugün de sürer.
Malakka Boğazı
Ülkenin batı kıyısı boyunca, Sumatra adasıyla arasında dar bir su yolu uzanır: Malakka Boğazı.
Bu boğaz, Hint Okyanusu’nu Pasifik’e bağlayan en kısa yoldur. Doğu Asya’ya giden petrolün ve Avrupa ile Asya arasındaki konteyner trafiğinin çok büyük bölümü buradan geçer; dünyanın en yoğun deniz geçitlerinden biridir.
En dar yerinde genişliği birkaç kilometreye iner. Bu darlık iki sonuç doğurur: geçiş yoğunluğu nedeniyle seyir riski yüksektir ve boğaz, stratejik bir kırılma noktası sayılır — kapanması durumunda alternatif rotalar çok daha uzundur.
Bölgenin tarihi de bu boğazla şekillendi: yüzyıllar boyunca burada kurulan limanlar, baharat ve ipek ticaretinin uğrak noktalarıydı ve bölgeye gelen tüccarlarla birlikte diller, dinler ve topluluklar da geldi.
Çok Etnikli Toplum
Malezya’nın nüfusu üç ana bileşenden oluşur: Malaylar ve yerli topluluklar, Çin kökenliler ve Hint kökenliler. Bu yapı sömürge döneminde belirginleşti; madenlerde ve tarım işletmelerinde çalışmak üzere büyük ölçekli göç yaşandı.
Bağımsızlıktan sonra ortaya çıkan sorun şuydu: nüfusun çoğunluğunu oluşturan grup ile ekonomideki payı yüksek olan gruplar farklıydı. Bu dengesizlik, 1969’da ciddi toplumsal olaylara yol açtı.
Bunun ardından 1971’de kapsamlı bir program başlatıldı. Amaç yoksulluğu azaltmak ve ekonomik payları dengelemekti; araç ise eğitim, kamu istihdamı, şirket sahipliği ve kredide belirli gruplara ayrılan kotalardı.
Programın sonuçları tartışılır. Yoksulluğun belirgin biçimde azaldığı ve büyük bir orta sınıf oluştuğu genel kabul görür. Buna karşılık kotaların kalıcı hâle gelmesi, nitelikli işgücünün bir bölümünün ülkeyi terk etmesi ve verimlilik üzerindeki etkileri eleştiri konusudur. Tartışma ülkede hâlâ sürüyor.
Singapur Neden Çıkarıldı?
Malezya kurulduğunda Singapur da birliğin parçasıydı. Birliktelik yalnızca iki yıl sürdü.
Anlaşmazlığın merkezinde tam da yukarıdaki soru vardı: ülke, etnik dengeyi gözeten bir düzenle mi yönetilecekti, yoksa bu tür ayrımların olmadığı bir düzenle mi? Singapur ikinci yaklaşımı savunuyordu ve nüfus yapısı birliğin dengesini de değiştiriyordu.
1965’te Malezya parlamentosu Singapur’u birlikten çıkarma kararı aldı. Yani Singapur ayrılmadı; çıkarıldı. Bir devletin kendi topraklarının bir bölümünü bağımsızlığa göndermesi dünya tarihinde ender bir olaydır.
Sonuç iki taraf için de belirleyici oldu: doğal kaynağı olmayan küçük bir ada devleti, limanı ve konumu üzerine kurulu bir ekonomi geliştirdi; Malezya ise kendi kalkınma modelini sürdürdü.
Palm Yağı Tartışması
Malezya, dünyanın en büyük ikinci palm yağı üreticisidir. Bu ürün, marketteki paketli gıdaların, kozmetiğin ve deterjanın çok büyük bölümünde bulunur.
Palm yağının yaygınlığının somut bir nedeni var: aynı alandan, diğer bitkisel yağlara göre kat kat fazla yağ elde edilir. Yani birim ürün başına daha az arazi gerekir.
Buna rağmen üretim, orman alanlarının tarım arazisine dönüştürülmesi ve buna bağlı yaşam alanı kaybı nedeniyle eleştiriliyor. Tartışmanın çözülmemiş yanı şudur: palm yağını başka bir bitkisel yağla değiştirmek, daha fazla arazi kullanımı anlamına gelirdi. Sorun ürünün kendisinden çok, üretimin nerede ve nasıl yapıldığıyla ilgilidir.



