Doğu Afrika’nın yüksek platolarında, denize kıyısı olmayan büyük bir ülke. Etiyopya, kıtanın en eski devlet geleneklerinden birine sahiptir ve bu süreklilik, gündelik hayatın en temel ölçülerinde bile görülür.
Kısaca: Etiyopya’da yıl on üç aydan oluşur ve takvim, dünyanın geri kalanından yaklaşık yedi yıl geridedir. Saat de farklıdır: gün gece yarısı değil, şafakta başlar. Bunlar folklorik tuhaflıklar değil, ülkenin kendi hesaplama geleneğini kesintisiz sürdürmesinin sonucudur. Aynı süreklilik siyasi tarihte de görülür: Etiyopya, 1896’da bir Avrupa ordusunu yenen ve sömürgeleştirilmeyen tek Afrika devleti oldu — ama bu ifadenin bir istisnası var.
On Üç Aylık Yıl
Etiyopya takviminde yıl on üç aydan oluşur: on iki ayın her biri otuz gün çeker, on üçüncü ay ise beş günlük — artık yıllarda altı günlük — kısa bir aydır.
İkinci fark yıl sayısındadır. Etiyopya takvimi, dünyanın büyük bölümünde kullanılan takvimden yaklaşık yedi yıl geridedir; yani burada yeni yıl kutlanırken takvimde farklı bir rakam yazar.
Aradaki fark bir hata değil, bir hesaplama farkıdır. İki takvim de aynı olayı başlangıç kabul eder; ancak o olayın hangi yıla denk geldiği konusunda erken dönemde yapılan hesaplamalar farklı sonuç vermiştir. Etiyopya kilisesi kendi hesabını sürdürdü, Avrupa’da ise başka bir hesap benimsendi.
Yeni yıl da farklı bir tarihte, yağmur mevsiminin bitişine denk gelen eylül başında kutlanır. Bu, takvimin tarımsal döngüyle bağını gösterir.
Saat Şafakta Başlar
Gündelik hayattaki ikinci fark saattir ve aslında son derece mantıklıdır.
Etiyopya’da günün ilk saati şafakla başlar. Yani güneşin doğduğu an “bir” sayılır; öğlen altı, akşamüstü on iki olur. Gece için de aynı düzen ayrıca işler.
Bunun arkasında coğrafi bir gerekçe var. Ülke ekvatora yakındır; gündüz ve gece uzunlukları yıl boyunca neredeyse hiç değişmez. Güneşin doğuşu ve batışı her mevsim aynı saatlerde gerçekleşir.
Böyle bir yerde günü gün ışığına göre saymak, gece yarısına göre saymaktan daha kullanışlıdır: “üçüncü saat” denince herkes günün aynı anını anlar. Kuzey enlemlerinde bu işe yaramaz, çünkü orada gün doğumu mevsimden mevsime saatlerce kayar.
Pratikte iki sistem yan yana kullanılır ve ülkeyi ziyaret edenler için randevu saatlerinde karışıklığın başlıca kaynağıdır.
Kendi Yazısı
Ülkenin bir başka özgünlüğü yazısıdır. Etiyopya’da kullanılan yazı sistemi, Latin ya da Arap yazısından türememiş, kendi başına gelişmiş bir sistemdir.
Bu yazı alfabe değil, her işaretin bir ünsüz-ünlü birleşimini gösterdiği bir sistemdir: temel işaret ünsüzü verir, üzerine eklenen küçük değişikliklerle ünlü belirlenir. Bu nedenle işaret sayısı alfabelerden fazladır.
Yazının kökeni antik bir dile dayanır; o dil bugün konuşulmaz ama dinî törenlerde kullanılmaya devam eder. Yazı sistemi ise ülkenin bugünkü dillerini yazmak için kullanılır.
Dünyada bugün kullanılan ve başka bir yazıdan türememiş sistemlerin sayısı çok azdır; Gürcü yazısı ve Kore alfabesi gibi bu da o kısa listedendir.
Adwa ve “Hiç Sömürgeleşmedi” İfadesi
19. yüzyılın sonunda Avrupa devletleri Afrika’yı kendi aralarında paylaştı. Etiyopya bu paylaşıma direnen ve başaran tek örnek oldu.
1896’da, ülkenin kuzeyindeki bir bölgede Etiyopya ordusu ile İtalyan ordusu karşı karşıya geldi. Etiyopya tarafı sayıca üstündü, araziyi biliyordu ve önceki yıllarda modern silah tedarik etmişti. Savaş Etiyopya’nın kesin zaferiyle sonuçlandı.
Sonuçları bölgeseldi. Avrupa devletleri ülkenin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı; olay, dünyanın dört bir yanındaki sömürge karşıtı hareketler için sembolik bir dayanak oldu.
Burada sık tekrarlanan ifadeyi düzeltmek gerekir: “Etiyopya hiç sömürgeleştirilmedi” cümlesi eksiktir. Ülke 1930’ların ortasında İtalya tarafından işgal edildi ve yaklaşık beş yıl işgal altında kaldı; işgal İkinci Dünya Savaşı sırasında sona erdi.
Doğru ifade şudur: Etiyopya, Afrika’nın paylaşımı sırasında sömürgeleştirilmemiş ve devlet geleneği kesintiye uğramamış tek ülkedir; ancak kısa süreli bir işgal dönemi yaşamıştır.
Kahvenin Anavatanı
Kahve bitkisinin anavatanı Etiyopya’dır; ülkenin güneybatısındaki ormanlarda yabani olarak yetişir ve bitkinin genetik çeşitliliği en yüksek olduğu yer burasıdır.
Bu çeşitlilik yalnızca bir gurur meselesi değil, pratik bir kaynaktır: dünyada yaygın olarak yetiştirilen kahve çeşitleri genetik olarak birbirine çok benzer ve bu, hastalıklara karşı kırılganlık demektir. Yeni hastalıklara dayanıklı çeşitler geliştirmek için gereken genetik havuz bu ormanlardadır.
Kahve ülkenin başlıca ihracat kalemlerindendir ve gündelik hayatta da merkezî bir yer tutar: kahvenin yıkanmasından kavrulmasına kadar uzanan, saatler süren ve misafirlikle iç içe geçen tören, uluslararası kültürel miras kapsamında değerlendirilir.
Mavi Nil ve Su
Etiyopya platosu, Nil’in iki büyük kolundan birinin kaynağıdır. Nil’in aşağı havzasına ulaşan suyun ve özellikle mevsimlik taşkını taşıyan alüvyonun çok büyük bölümü bu koldan gelir.
Ülke, bu kol üzerinde büyük bir hidroelektrik barajı inşa etti. Etiyopya için baraj, nüfusunun önemli bölümünün hâlâ elektriğe erişemediği bir ülkede enerji üretimi anlamına geliyor.
Aşağı havzadaki ülkeler ise barajın doldurulma hızının ve işletme kurallarının kendilerine ulaşan suyu etkileyeceğinden endişe etti. Konu uzun süren müzakerelere konu oldu; barajın doldurulma aşamaları tamamlandı ve elektrik üretimine geçildi.
Tablo, yukarı havza ile aşağı havza arasındaki klasik gerilimin bir örneğidir: aynı mekanizmayı Orta Asya’da ve Mezopotamya’da da görürüz. Bağlayıcı bir bölgesel düzen olmadığında çözüm, tarafların anlaşmasına kalır.



