Balkanların ortasında, altı ülkeyle sınırı olan ve denize çıkışı bulunmayan bir ülke. Sırbistan’ın hem tarihini hem bugünkü sorunlarını anlamak için önce haritaya bakmak gerekir.
Kısaca: Sırbistan, yakın zamana kadar denize kıyısı olan bir ülkeydi: 2006’da Karadağ’ın ayrılmasıyla bu özelliğini kaybetti. Buna karşılık ülke, Avrupa’nın en işlek kara ve nehir yollarının kesiştiği noktada durur — Belgrad’ın defalarca yıkılıp yeniden kurulmasının nedeni de budur. Ülkenin son otuz yılına ise Yugoslavya’nın dağılması ve bugün de sürmekte olan Kosova anlaşmazlığı damgasını vurmuştur.
Denize Kıyısı Ne Zaman Kayboldu?
Sırbistan’ın denize kıyısı olmaması yakın tarihli bir durumdur. Yugoslavya dağıldıktan sonra Sırbistan ile Karadağ ortak bir devlet olarak kaldı; bu devletin Adriyatik kıyısı vardı.
2006’da Karadağ’da yapılan halk oylamasının ardından iki ülke ayrıldı. Böylece Sırbistan denize kıyısı olmayan bir ülke hâline geldi ve dış ticareti için komşu ülkelerin limanlarına bağımlı oldu.
Bunun kısmi telafisi Tuna’dır. Nehir ülkeyi boydan boya geçer ve Karadeniz’e ulaşır; Sırbistan’ın nehir limanları bu sayede işler durumdadır.
Tuna’nın Sırbistan ile Romanya arasındaki bölümünde, nehir dar bir boğazdan geçer. Bu geçit Avrupa’nın en dar ve en derin nehir boğazlarından biridir ve bölgede kurulan barajlar iki ülkenin ortak enerji üretiminde önemli yer tutar.
Belgrad Neden Sürekli Yıkıldı?
Belgrad, Sava Nehri’nin Tuna’ya karıştığı noktada, iki nehri de gören bir sırtın üzerinde kuruludur. Bu konum, çevredeki geçişleri denetleyen bir noktadır.
Sonucu şudur: şehir, Orta Avrupa ile Anadolu arasındaki yolun üzerinde, imparatorlukların sınır bölgesinde kaldı. Roma, Bizans, Osmanlı ve Habsburg dönemlerinde şehir birçok kez el değiştirdi; her el değiştirme kuşatma ve yıkım anlamına geldi.
Belgrad’ın onlarca kez yıkılıp yeniden kurulduğu sıkça söylenir. Bugün şehrin merkezinde ortaçağdan kalma az sayıda yapı bulunmasının nedeni de budur; kentin dokusu ağırlıkla 19. ve 20. yüzyıla aittir.
Ayakta kalan en eski yapı, iki nehrin birleştiği burunda yükselen kaledir. Kale, farklı dönemlerde farklı güçler tarafından yeniden yapıldığı için tek bir mimari üsluba ait değildir.
Yugoslavya Neden Dağıldı?
Yugoslavya, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve altı cumhuriyetten oluşan bir federasyondu. Sosyalist bloktaydı ama Sovyetler Birliği’nden bağımsız bir çizgi izledi; bu, ona hem Batı hem Doğu ile ilişki kurma imkânı verdi.
Dağılmanın tek bir nedeni yoktur. Öne çıkan etkenler şunlardır:
- Ekonomik ayrışma. Cumhuriyetler arasındaki gelişmişlik farkı büyüktü ve 1980’lerdeki borç krizi bu farkı siyasi gerilime dönüştürdü.
- Merkezî otoritenin zayıflaması. Federasyonu bir arada tutan siyasi dengeler 1980’lerde çözüldü.
- Milliyetçiliğin yükselişi. Her cumhuriyette kendi ulusal çerçevesini öne çıkaran siyaset güçlendi.
1991’den itibaren cumhuriyetler ayrıldı ve bu süreç, Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü en ağır çatışmalarla birlikte yaşandı. Savaşlar on yıl boyunca sürdü ve büyük insani kayıplara yol açtı.
Kosova: Bugünkü Durum
Kosova, uzun süre Sırbistan içinde özerk bir bölgeydi. 1990’ların sonunda bölgede yaşanan çatışma ve ardından gelen uluslararası müdahale sonrasında yönetim uluslararası bir idareye devredildi.
Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan etti. Bugünkü tablo şudur: çok sayıda devlet Kosova’yı tanımakta, buna karşılık Sırbistan ve bir grup ülke tanımamaktadır. Kosova, tanınma sorunu nedeniyle bazı uluslararası kuruluşlara üye değildir.
İki taraf arasında Avrupa Birliği’nin kolaylaştırıcılığında görüşmeler yürütülmektedir. Görüşmelerin amacı ilişkilerin normalleşmesidir; nihai statü konusunda taraflar arasında uzlaşma sağlanmış değildir.
Konu, Sırbistan’ın Avrupa Birliği üyelik sürecinin de başlıca başlıklarından biridir.
İki Küçük Ayrıntı
Sırbistan, dünyanın en büyük ahududu ihracatçıları arasındadır. Ülkenin batısındaki tepelik bölgede yoğunlaşan üretim, tarım ihracatının önemli bir kalemidir.
İkincisi bir aidiyet tartışmasıdır. Elektrik mühendisliğinin öncülerinden Nikola Tesla, bugünkü Hırvatistan sınırları içinde kalan bir köyde doğmuş bir Sırp ailenin çocuğuydu. Bu nedenle hem Sırbistan hem Hırvatistan onu kendi tarihinin parçası sayar. Külleri Belgrad’daki müzededir; havalimanı da onun adını taşır.
Bu küçük örnek, Balkanlarda kimlik ve miras tartışmalarının ne kadar iç içe geçtiğini iyi gösterir: aynı kişi, aynı anda iki ülkenin de tarihine aittir.



