Ürdün, komşularının aksine büyük petrol rezervlerine sahip değil. Ülkenin tarihini ve bugününü belirleyen kaynak başka: su. Bu, hem iki bin yıl önceki en büyük başarısını hem de bugünkü en büyük sorununu açıklıyor.
Kısaca: Petra denince akla kayaya oyulmuş cepheler gelir. Oysa şehri mümkün kılan şey mimarlık değil, su mühendisliğiydi: Nebatiler, yılda birkaç kez gelen ani sel sularını yakalayıp depolamayı başardı ve çölün ortasında on binlerce kişilik bir şehri besledi. Aynı sorun bugün de sürüyor — Ürdün dünyanın en su fakiri ülkelerinden biri ve ülkenin batısındaki Ölü Deniz her yıl bir metre kadar alçalıyor.
Nebatiler ve Sel Suyunu Yakalamak
Petra, dar bir vadi ve çevresindeki kayalıklarda kurulmuş bir şehirdi. Bölge yılda çok az yağış alır — ancak bu yağışın önemli bölümü birkaç şiddetli sağanak hâlinde düşer.
Çölde bu, iki katlı bir sorundur. Su yıl boyunca yoktur; geldiğinde ise kuru vadilerden ani sel olarak akar, kısa sürede geçer ve hem tehlikelidir hem de tutulamaz.
Nebatiler bu sorunu tersine çevirdi. Kurdukları sistem birkaç parçadan oluşuyordu:
- Yönlendirme. Vadinin girişine yapılan setlerle sel suyu şehrin dışına, yan bir kanala yönlendirildi; böylece hem şehir su baskınından korundu hem de su denetim altına alındı.
- Toplama. Kaya yüzeylerine oyulan oluklar ve kanallar, yamaçlara düşen yağmuru tek tek toplayıp taşıdı.
- Depolama. Kayaya oyulmuş çok sayıda sarnıç, birkaç saatte gelen suyu aylarca kullanılmak üzere sakladı.
- Taşıma. Pişmiş topraktan borular, suyu kaynaktan şehre sabit ve yavaş bir akışla getirdi; boru çapı ve eğim, suyun türbülans yapmadan akacağı biçimde ayarlanmıştı.
Sonuç, çölün ortasında yalnızca ayakta kalan değil, çeşmeleri ve bahçeleri olan bir şehirdi. Bu, ziyaretçiler üzerinde kasıtlı bir etki bırakıyordu: kurak bir vadide su israfı, gücün gösterisiydi.
Şehrin zenginliği ise ticaretten geliyordu. Petra, güneyden gelen günnük ve baharat kervanlarının Akdeniz’e ulaştığı yolun üzerindeydi. Deniz yollarının bu ticareti üstlenmesi ve bölgedeki siyasi dengelerin değişmesiyle şehir önemini yitirdi.
Bugün: Dünyanın En Susuz Ülkelerinden Biri
Aynı coğrafi sorun, modern Ürdün için çok daha ağır bir biçimde sürüyor. Ülke, kişi başına düşen yenilenebilir su miktarı bakımından dünyanın en alt sıralarında yer alır.
Nedenleri birden fazladır:
- Az yağış. Ülkenin büyük bölümü çöl ya da yarı çöldür; yağış yalnızca kuzeybatıdaki dar bir şeritte tarıma yetecek düzeydedir.
- Paylaşılan nehir. Ülkenin başlıca yüzey su kaynağı komşularıyla paylaşılır ve yukarı havzadaki kullanım belirleyicidir.
- Yeraltı suyunun aşırı çekilmesi. Yenilenme hızından fazla su çekildiği için su seviyesi düşüyor; bazı kaynaklar tükenme sınırında.
- Nüfus artışı. Ürdün, kendi nüfusuna oranla dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkelerinden biridir; bu, su ve altyapı üzerindeki yükü doğrudan artırmıştır.
Ülkede su, birçok yerde şebekeye haftanın belirli günlerinde verilir; evlerin çatısındaki depolar bu nedenle standart bir yapı öğesidir.
Ölü Deniz Neden Alçalıyor?
Ürdün’ün batı sınırında, kara üzerindeki en alçak nokta bulunur: deniz seviyesinin dört yüz metreden fazla altında bir göl.
Buranın bu kadar tuzlu olmasının nedeni, daha önce başka kapalı havzalarda görülen mekanizmanın aynısıdır: göle nehir dökülür ama gölden dışarı akan bir nehir yoktur. Su yalnızca buharlaşarak eksilir, taşıdığı tuzlar ise kalır ve milyonlarca yıl boyunca birikir. Sıcak ve kurak iklim buharlaşmayı hızlandırdığı için tuz yoğunluğu olağanüstü yüksektir — insanın yüzeyde kalması bu yoğunluk sayesindedir.
Göl bugün her yıl yaklaşık bir metre alçalıyor. Nedeni doğal değil: gölü besleyen nehrin suyu, yukarı havzada tarım ve içme suyu için kullanılıyor; ayrıca gölün güneyindeki alanda mineral üretimi için buharlaştırma havuzları işletiliyor.
Sonuçlar arasında kıyı çizgisinin kilometrelerce çekilmesi ve çevrede obruk oluşumu var: göl suyu çekilince yer altındaki tuz katmanları tatlı suyla çözünüyor ve üstteki zemin çöküyor. Bölgede binlerce obruk oluştu; yollar ve tesisler bundan zarar gördü.
Tablo, Aral Gölü’nde yaşananın küçük ölçekli bir tekrarıdır: bir su kütlesini besleyen nehir başka yerde kullanıldığında, göl kaybolur. Aradaki fark, Aral’ın kuzey bölümünde uygulanan türden bir müdahalenin burada henüz hayata geçirilmemiş olmasıdır.
Petrolsüz Bir Ülke
Ürdün, petrol zengini bir bölgede petrolü olmayan bir ülkedir. Enerjisinin büyük bölümünü ithal eder ve bu, bütçesi üzerinde sürekli bir baskı yaratır.
Buna karşılık ülke, konumunu ve istikrarını bir kaynak olarak kullandı: turizm, eğitim ve sağlık hizmetleri, bölgesel ölçekte gelir getiren alanlar hâline geldi. Son yıllarda çöl bölgelerindeki güneş enerjisi yatırımları da enerji ithalatını azaltmaya yönelik adımlar arasında.
Ülkenin güneyindeki geniş kum ve kaya çölü, sinema yapımlarında sıkça başka gezegen manzarası olarak kullanılır; bu da turizmin beklenmedik bir kolunu oluşturmuştur.



