Haritada Orta Asya’nın kuzeyini kaplayan devasa bir alan. Kazakistan dünyanın dokuzuncu büyük ülkesi ve denize kıyısı olmayanlar arasında birincisi. Buna rağmen nüfusu Türkiye’nin dörtte biri kadar; ülkenin büyük bölümü bozkır, yarı çöl ve çöldür.
Kısaca: Kazakistan, denize kıyısı olmayan en büyük ülkedir — yüzölçümü Batı Avrupa’nın tamamından geniştir. Ülkenin adı iki şeyle anılır: uzaydan bakıldığında bile görülebilen bir çevre felaketi, Aral Gölü’nün kuruması, ve insanlığın uzaya çıktığı yer olan Baykonur. Aral’ın az bilinen bir tarafı da var: bir baraj sayesinde gölün kuzey bölümü kısmen geri geldi.
Bozkır
Ülkenin kuzeyi, dünyanın en geniş kesintisiz bozkır kuşağının parçasıdır. Bozkır, ağaç yetişmesine yetmeyecek kadar az yağış alan ama çölleşecek kadar da kurak olmayan, otlarla kaplı geniş düzlüklerdir.
Bu coğrafya binlerce yıl boyunca göçebe hayvancılığa ev sahipliği yaptı. Tarım için yeterli yağış olmayan yerlerde sürüyü otlağa götürmek, otlağı sürüye getirmekten daha akılcıdır; göçebeliğin ardındaki mantık budur.
20. yüzyılın ortasında kuzeydeki bozkırların büyük bölümü tahıl tarımına açıldı. Bu program üretimi artırdı ama toprağın rüzgâr erozyonuna açık hâle gelmesi gibi sorunlar da doğurdu; benzeri sorunlar dünyanın başka bozkır bölgelerinde de yaşanmıştır.
Atlar: Bilinen Hikâye Değişti
Uzun yıllar boyunca şu bilgi tekrarlandı: atın ilk evcilleştirildiği yer bugünkü Kazakistan topraklarıdır. Dayanağı, beş bin yıl öncesine tarihlenen bir yerleşimdeki at kemikleri, at sütü kalıntıları ve gem izi taşıyan dişlerdi.
Bu tablo son yıllarda yapılan genetik çalışmalarla önemli ölçüde değişti. Söz konusu yerleşimdeki atların DNA’sı incelendiğinde, bunların bugünkü evcil atların atası olmadığı ortaya çıktı; bu atlar, bugün yabani olarak bilinen bir at türünün atasıydı.
Bugünkü bilgiye göre modern evcil atlar, farklı bir soydan ve daha geç bir dönemde, bozkırın batı kesiminde yayılmaya başladı.
Bu, bölgedeki atçılığın önemsiz olduğu anlamına gelmez: söz konusu topluluk atları besliyor, sütünü kullanıyor ve muhtemelen dizginliyordu. Ama “evcilleştirme bir kez, tek bir yerde oldu” anlatısı geçerli değil. İnsanlık tarihinde birden fazla topluluk, birbirinden bağımsız olarak atla ilişki kurdu; bugünkü atlar bunlardan yalnızca birinin soyundan geliyor.
Aral: Kaybolan Deniz
Aral Gölü, 20. yüzyılın ortasında dünyanın en büyük dördüncü gölüydü. Bugün eski yüzeyinin küçük bir bölümü kaldı; balıkçı tekneleri çölün ortasında duruyor.
Nedeni doğal değildi. Gölü besleyen iki büyük nehrin suyu, 1960’lardan itibaren pamuk tarımı için sulama kanallarına yönlendirildi. Göle ulaşan su miktarı azaldıkça göl çekildi.
Sonuçlar zincirleme oldu:
- Balıkçılık bitti. Su çekildikçe tuzluluk arttı ve balık türleri yok oldu; on binlerce kişinin geçim kaynağı ortadan kalktı.
- Kuruyan taban toz kaynağı oldu. Tuz ve tarım ilacı kalıntısı içeren toz, rüzgârla çevredeki yerleşimlere taşındı ve sağlık sorunlarına yol açtı.
- İklim yerel olarak değişti. Büyük su kütlesinin ısıyı dengeleyici etkisi kaybolunca yazlar daha sıcak, kışlar daha soğuk geçmeye başladı.
Kuzey Aral’ın Kısmi Dönüşü
Hikâyenin az bilinen bölümü burada başlıyor. Göl çekilirken ikiye ayrılmıştı: kuzeyde küçük, güneyde büyük bir bölüm.
2000’lerin ortasında kuzey bölümü ile güney bölümü arasına bir baraj yapıldı. Amaç basitti: kuzeye ulaşan nehir suyunun güneye akıp buharlaşmasını engellemek, suyu kuzeyde tutmak.
Sonuç beklenenden hızlı geldi. Kuzey Aral’ın su seviyesi yükseldi, tuzluluk düştü ve balık türleri geri döndü; balıkçılık yeniden başladı. Kıyıdaki bazı yerleşimlerin sudan uzaklığı belirgin biçimde azaldı.
Güney bölümü ise büyük ölçüde kaybedildi ve geri getirilmesi mümkün görünmüyor. Yani Aral hem insan eliyle bir denizin nasıl yok edilebileceğinin hem de doğru müdahaleyle bir bölümünün geri kazanılabileceğinin örneğidir. Çevre tartışmalarında bu iki yön genellikle ayrı ayrı anılır; aynı gölün hikâyesi olduğu atlanır.
Baykonur ve Nükleer Miras
Kazakistan bozkırının ortasında, insanlık tarihinin en önemli teknik tesislerinden biri bulunur: dünyanın ilk ve en büyük uzay üssü.
İlk yapay uydu ve uzaya çıkan ilk insan buradan fırlatıldı. Üs, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kazakistan topraklarında kaldı ve uzun süreli bir kira anlaşmasıyla Rusya tarafından kullanılmaya devam ediyor.
Ülkenin bir başka mirası nükleerdir. Kuzeydoğudaki geniş bir alan, on yıllar boyunca nükleer deneme sahası olarak kullanıldı; çevredeki nüfus üzerindeki sağlık etkileri bugün de araştırılıyor.
Bağımsızlıktan sonra Kazakistan, topraklarında bulunan nükleer silahları devretmeyi ve nükleer silahlardan vazgeçmeyi seçti. Bu karar, silahsızlanma tarihinde sık atıf yapılan örneklerden biridir: elinde nükleer kapasite bulunan bir devletin bunu gönüllü olarak bırakması ender görülür.



