Okyanus durgun bir su kütlesi değildir. İçinde, kıtalar arasında ısı ve besin taşıyan sürekli bir dolaşım vardır. Bu dolaşımın iki ayrı motoru var ve ikisi bambaşka biçimde çalışıyor.
Kısaca: Okyanusta iki ayrı akıntı sistemi vardır. Yüzey akıntılarını rüzgâr sürer; Dünya’nın dönüşü bunları saptırır ve okyanus havzalarında dev halkalar oluşur. Derin akıntıları ise yoğunluk farkı sürer: soğuyan ve tuzlanan su ağırlaşıp dibe çöker. İkisi birlikte, bir turu yüzyıllar süren küresel bir dolaşım kurar. Bu dolaşım ısıyı taşır, besin getirir ve balıkçılığın en verimli alanlarını belirler.
Yüzey Akıntıları: Motoru Rüzgâr
Okyanusun üst katmanını hareket ettiren şey rüzgârdır. Sürekli esen kuşak rüzgârları su yüzeyine sürtünerek onu iter; bu hareket derinlere doğru giderek zayıflayarak aktarılır.
Ancak su, rüzgârın estiği yönde düz gitmez. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü hareket eden her kütleyi saptırır — Coriolis etkisi. Sapma kuzey yarım kürede sağa, güneyde soladır.
Bu sapma, akıntıların kıtalara çarpmasıyla birleşince sonuç dev halkalar olur: her büyük okyanus havzasında, saatlerce değil yıllarca dönen büyük döngüler oluşur. Kuzey yarım küredeki döngüler saat yönünde, güneydekiler saat yönünün tersine döner.
Bu döngülerin bilinen bir yan etkisi de var: yüzen atıklar merkezde toplanır. Okyanuslardaki büyük plastik yığılma alanları, tam da bu dönen halkaların ortasında oluşur.
Derin Akıntılar: Motoru Yoğunluk
Rüzgârın etkisi birkaç yüz metreden aşağı inemez. Derinlerdeki hareketi başka bir şey sürer: suyun yoğunluğu. Yoğunluğu belirleyen iki etken vardır ve ikisi de aynı yönde çalışır.
- Sıcaklık: Soğuyan su büzülür ve ağırlaşır.
- Tuzluluk: Deniz suyu donarken tuzun büyük bölümü buzun dışında kalır. Geriye kalan su hem soğuk hem de daha tuzlu — yani çok daha ağır — hâle gelir.
Kutup bölgelerinde bu iki etken bir araya gelir ve yüzeydeki su dibe çöker. Çöken su tabana yayılır, ekvatora doğru ilerler ve dünyanın öbür ucunda yavaşça yüzeye döner.
Yüzey ve derin akıntılar birlikte, tek bir kapalı devre gibi çalışan bir sistem oluşturur. Buna küresel taşıyıcı bant denir. Bir su damlasının bu turu tamamlaması yüzyıllar alır; okyanusun derinliklerindeki su, yüzeyi en son ne zaman gördüğü ölçülebilen bir geçmişe sahiptir.
Yükselim: Denizin En Verimli Yerleri
Bazı kıyılarda rüzgâr, yüzey suyunu kıyıdan uzağa iter. Boşalan yeri doldurmak için derindeki su yukarı yükselir. Buna yükselim denir ve sonucu çarpıcıdır.
Derin su, yukarıda ölen canlıların çürüyerek bıraktığı besin maddeleri bakımından zengindir. Bu besin güneş ışığının ulaştığı yüzeye çıkınca planktonlar patlama yapar, onları yiyen balıklar çoğalır. Dünyanın en verimli balıkçılık alanlarının neredeyse tamamı bu yükselim bölgelerindedir — ve bu alanlar okyanus yüzeyinin çok küçük bir bölümünü kaplar.
Aynı nedenle bu bölgeler kırılgandır: yükselimi zayıflatan bir iklim olayı, balık stoklarını bir sezonda çökertebilir.
İklime Etkisi — ve Bir Düzeltme
Akıntılar ekvatordan kutuplara doğru ısı taşır. Sıcak akıntının uğradığı kıyılar, aynı enlemdeki diğer yerlere göre daha ılıman olur; soğuk akıntının uğradığı kıyılar ise daha serindir. Soğuk akıntılar ayrıca havanın alt katmanını soğutarak sis oluşumunu artırır ve yağışı azaltır — bazı kıyı çöllerinin varlığı bununla açıklanır.
Burada yaygın bir abartıyı düzeltmek gerekir. “Golf Akıntısı olmasa Avrupa donardı” cümlesi ders kitaplarına kadar girmiştir, ama bu kadar kesin değildir. Batı Avrupa’yı ılıman kılan etkenler arasında okyanus akıntısı kadar, hatta bazı çalışmalara göre daha fazla, atmosferin taşıdığı ısı ve batıdan esen hâkim rüzgârların okyanus üzerinden ısınarak karaya ulaşması vardır. Akıntının katkısı gerçektir; tek başına belirleyici olduğu iddiası ise tartışmalıdır.
Buna karşılık şu tartışmasızdır: derin dolaşımın yavaşlaması, ısının ve besinin dağılımını değiştirir. Kutuplardaki buzun erimesi yüzey suyunu tatlandırıp hafifletir, bu da suyun çökmesini zorlaştırır. Bilim insanlarının bu dolaşımı yakından izlemesinin nedeni budur.



