Dört resmî dili, yirmi altı kantonu ve dünyanın en yüksek gelir düzeylerinden birine sahip küçük bir ülke. İsviçre’yi ilginç kılan zenginliği değil, nasıl yönetildiğidir.
Kısaca: İsviçre’yi anlamanın anahtarı tek bir fikirdir: iktidar mümkün olduğunca dağıtılır. Yurttaşlar yılda birkaç kez sandığa gider ve yasaları doğrudan onaylar ya da reddeder. Hükûmet tek kişi değil, yedi kişilik bir kuruldur ve cumhurbaşkanlığı her yıl el değiştirir. Tarafsızlık ise pasifizm değildir: ülke silahlı tarafsızlık uygular. Bir de artık geçerli olmayan bir kalıp var — banka gizliliği büyük ölçüde sona erdi.
Yurttaş Neye Karar Verir?
İsviçre’de seçmen yalnızca temsilci seçmez; yasaların kendisi hakkında oy kullanır. Sistem iki temel araca dayanır.
- Referandum: Parlamento bir yasa çıkardığında, belirli bir sürede elli bin imza toplanırsa yasa halk oylamasına gider. Yani meclisin çıkardığı her yasa, yurttaşların onayına açıktır.
- Halk girişimi: Yüz bin imza toplayan yurttaşlar, anayasada değişiklik önerebilir. Yani yalnızca önerileni reddetmekle kalmaz, kendileri öneri getirebilirler.
Oylamalar yılda birkaç kez, toplu olarak yapılır ve bir oturumda birden fazla konu oylanır. Konular çok çeşitlidir: vergi düzenlemelerinden emeklilik yaşına, altyapı projelerinden çevre kurallarına kadar.
Bu sistemin en görünmez ama en önemli etkisi şudur: parlamento yasa yaparken, halk oylamasına götürülme ihtimalini baştan hesaba katar. Bu yüzden yasalar geniş uzlaşma aranarak hazırlanır. Doğrudan demokrasinin asıl etkisi, yapılan oylamalarda değil, yapılmayanlarda görülür.
Sistemin eleştirileri de var: katılım oranları çoğu zaman düşüktür ve karmaşık teknik konuların oylamayla karara bağlanması tartışılır. Ayrıca kimi oylamalar temel haklara ilişkin tartışmalı sonuçlar üretmiştir.
Cumhurbaşkanını Kimse Tanımaz
İsviçre’nin yürütmesi tek bir kişiye ait değildir. Ülkeyi yedi kişilik bir kurul yönetir; her üye bir bakanlıktan sorumludur ve kararlar kurul olarak alınır.
Cumhurbaşkanlığı bu yedi kişi arasında her yıl sırayla el değiştirir. Görevin özel bir yetkisi yoktur; sahibi, eşitler arasında birincidir. Bu yüzden pek çok İsviçrelinin bile o yılki cumhurbaşkanının adını hatırlamaması sıradan bir durumdur.
Kurulda temsil, uzun süredir başlıca siyasi partiler arasında paylaşılan bir dengeye göre oluşur. Yani seçimi kazanan taraf iktidarı tek başına almaz; hükûmet sürekli bir koalisyondur.
Aynı dağıtma mantığı idari yapıda da geçerlidir. Kantonlar vergi, eğitim, sağlık ve polis gibi alanlarda geniş yetkiye sahiptir; merkezî hükûmetin alanı görece dardır.
Dört Dil, Tek Ülke
İsviçre’nin dört resmî dili vardır ve ülke bu dillerin konuşulduğu üç büyük komşusuyla çevrilidir. Buna rağmen bölünmemesi sık sorulan bir sorudur.
Cevabın bir kısmı yukarıdaki yapıdadır: dil toplulukları kendi kantonlarında kendi işlerini yönetir, bu yüzden merkezle çatışacak fazla konu kalmaz. Diğer kısmı tarihseldir — birlik, ortak bir etnik kimlikten değil, ortak kurumlara bağlılıktan doğmuştur.
Bu yaklaşım bir kavramla anılır: uyruk, dile ya da kökene değil, siyasi bir tercihe ve kurumlara katılıma dayanır.
Tarafsızlık: Sanıldığı Şey Değil
İsviçre tarafsızlığı 19. yüzyılın başındaki Avrupa düzenlemesiyle tanındı ve o günden beri sürüyor. Ancak “tarafsız” kelimesi çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İsviçre tarafsızlığı silahlıdır. Ülkede zorunlu askerlik vardır ve ordu, sürekli birliklerden çok, gerektiğinde göreve çağrılan yurttaşlara dayalı bir milis düzeni üzerine kuruludur. Mantık şudur: tarafsız kalabilmek için, tarafsızlığını ihlal etmeyi maliyetli kılmak gerekir.
Tarafsızlığın kurumsal sonuçları da oldu. Ülke uzun süre uluslararası örgütlere katılmaktan kaçındı ve Birleşmiş Milletler’e ancak 2002’de üye oldu. Avrupa Birliği üyesi değildir; 1990’ların başında Avrupa ekonomik alanına katılım halk oylamasında reddedildi. İlişkiler bunun yerine ikili anlaşmalarla yürütülür.
Banka Gizliliği Artık Yok
Popüler kültürde İsviçre bankaları, kimliğin gizlendiği hesaplarla anılır. Bu tablo güncel değildir.
Yabancı hesap sahiplerinin bilgilerinin kendi ülkelerinin vergi idarelerine otomatik olarak bildirilmesi uygulaması son yıllarda yürürlüğe girdi. Yani bugün bir yabancının İsviçre’de kendi ülkesinden gizli hesap tutması, kural olarak mümkün değildir.
İsviçre bankacılığı hâlâ çok büyük — ama bunun nedeni artık gizlilik değil, siyasi istikrar, güçlü para birimi ve varlık yönetiminde yerleşmiş uzmanlıktır.
Sistemin Yavaşlığı: Bir Örnek
Doğrudan demokrasi övülürken çoğu zaman atlanan bir maliyeti vardır: değişim yavaştır. Çoğunluğun onaylamadığı hiçbir reform geçmez.
Bunun en çarpıcı örneği kadınların oy hakkıdır. İsviçre’de kadınlara federal düzeyde oy hakkı ancak 1971’de tanındı — Batı Avrupa’nın çok gerisinde. Nedeni basitti: karar, mevcut seçmenlerin, yani erkeklerin oyuna bağlıydı ve önceki oylamalarda reddedilmişti.
Bir kanton direnmeye devam etti ve orada kadınlar yerel düzeyde oy hakkını ancak 1990’da, federal mahkeme kararıyla kazandı.
Bu örnek, sistemin doğasını iyi özetler: halkın onaylamadığı hiçbir şey yukarıdan dayatılamaz — bu, hem sistemin en güçlü hem de en sorunlu yanıdır.



