Mağara, çoğu zaman bir “boşluk” olarak düşünülür. Oysa çoğu mağara, kayanın kimyasal olarak eritilip taşınmasıyla açılmış bir hacimdir — ve o eriyen kaya, sonradan aynı mağarayı süsleyecek malzemenin kendisidir.
Kısaca: Mağaraların çoğu kireçtaşının suyla çözünmesiyle oluşur. Karbondioksit yüklü yağmur suyu zayıf bir asit gibi davranır, kayacın çatlaklarını genişletir ve yüz binlerce yılda galerilere dönüştürür. Yer altı su seviyesi alçalınca boşluk havayla dolar ve süsleme başlar: tavandan sarkana sarkıt, tabandan yükselene dikit, ikisi birleştiğinde ise sütun denir. Büyüme hızları yılda milimetrenin kesirleri düzeyindedir.
Karstik Mağaralar Nasıl Açılır?
Süreç yağmur damlasıyla başlar. Su, havadan ve özellikle topraktaki organik etkinlikten karbondioksit alarak zayıf bir asit hâline gelir. Bu asitli su kireçtaşına ulaştığında kayacı yavaş yavaş eritir.
Su rastgele ilerlemez; kayacın çatlaklarını ve katman aralarını izler. Bu yollar genişledikçe daha fazla su geçer, daha fazla su daha hızlı erime demektir. Kendini hızlandıran bu döngü, önce dar kanallar, sonra galeriler, en sonunda büyük salonlar üretir.
Mağaranın gezilebilir hâle gelmesi için son bir adım gerekir: yer altı su seviyesinin alçalması. Bölge yükseldiğinde ya da vadiler derinleştiğinde su aşağı çekilir ve boşluk havayla dolar. Ancak bundan sonra süsleme başlayabilir — çünkü süsleme, damlayan suyun havayla temas etmesini gerektirir.
Sarkıt, Dikit ve Sütun
Tavandaki çatlaktan sızan su damlası, içinde çözünmüş kireci taşır. Damla havayla buluşunca karbondioksitin bir kısmını kaybeder ve taşıdığı kirecin küçük bir bölümünü orada bırakır. Her damla, bir öncekinin üzerine mikroskobik bir katman ekler.
- Sarkıt: Tavandan aşağı doğru uzayan oluşumdur. İçi başlangıçta boru gibi boştur; su bu borunun içinden akar.
- Dikit: Aşağı düşen damlanın tabana çarptığı yerde yukarı doğru büyüyen oluşumdur. Damla çarparak yayıldığı için sarkıttan daha kalın ve daha küt olur.
- Sütun: Sarkıt ile dikit yeterince uzayıp birleştiğinde tavandan tabana uzanan tek bir yapı oluşur.
Türkçede karıştırmamak kolaydır: sarkıt sarkar, dikit dikilir. Bunların dışında akan suyun oluşturduğu perde biçimli örtüler, havuz kenarlarında biriken traverten setleri ve yer yer beklenmedik yönlerde büyüyen ince oluşumlar da bulunur.
Ne Kadar Sürede Oluşurlar?
Çok yavaş. Büyüme hızı koşullara göre değişmekle birlikte genellikle yılda milimetrenin kesirleri düzeyindedir. Bunun anlamı şudur: bir metrelik bir sarkıt on binlerce yıllık olabilir; büyük salonlardaki devasa sütunlar ise yüz binlerce yılın ürünüdür.
Bu yavaşlık, bir sonraki başlığın da nedenidir.
Neden Dokunulmaz?
Mağara oluşumlarına elle dokunmak yalnızca bir nezaket kuralı değildir. Deriden bulaşan yağ, oluşumun yüzeyini kaplayarak suyun kireci bırakmasını engeller; dokunulan nokta büyümeyi durdurabilir ve renk değiştirir. Kırılan bir sarkıtın yerine gelmesi ise insan ölçeğinde mümkün değildir.
Aynı nedenle mağaralarda aydınlatma da denetlenir: sürekli ışık, yüzeylerde yosun ve alg üremesine yol açar. Ziyaretçi sayısının sınırlanması ise sıcaklık ve nemi korumak içindir; mağara iklimi çok dar bir aralıkta sabittir.
Başka Mağara Türleri
- Lav tüpü: Akan lavın dış yüzeyi katılaşırken içindeki sıvı lav boşalır ve geriye tünel kalır.
- Deniz mağarası: Dalgaların kıyı kayalıklarını oyması ve zayıf bölümleri koparmasıyla oluşur.
- Buz mağarası: Buzulun içinde erimeyle açılan kanallardır; kalıcı değildir, buzulla birlikte değişir.
- Tektonik mağara: Kaya kütlelerinin ayrılmasıyla oluşan boşluklardır; çözünme rol oynamaz.
Türkiye’nin Mağaraları
Türkiye kireçtaşı arazi bakımından çok zengindir; bu yüzden binlerce mağara barındırır. Toros kuşağı ve Batı Karadeniz özellikle yoğundur. Bilinen örnekler arasında Alanya’daki Damlataş ve Dim, Antalya’daki Karain, Burdur’daki İnsuyu, Tokat’taki Ballıca ve Mersin’deki Cennet ve Cehennem obrukları sayılabilir.
Bunlardan Karain, jeolojik olduğu kadar arkeolojik açıdan da önemlidir: Anadolu’nun en eski insan yerleşim izlerinden bir bölümü bu mağarada bulunmuştur. Mağaralar, sabit sıcaklıkları ve doğal korunaklarıyla tarih öncesi topluluklar için ilk barınaklardan biri olmuştur — yani jeoloji burada da insan tarihiyle doğrudan kesişir.



