Şehirler

Sydney Limanı Neden Bu Kadar Girintili?

Uzaydan görünen Sydney limanı; denizin karanın içine kollar hâlinde uzandığı batmış vadi
Fotoğraf: Earth Science and Remote Sensing Unit, Lyndon B. Johnson Space Center · Public domain · Wikimedia Commons

Haritada bakıldığında şehrin limanı tuhaf görünür: deniz, karanın içine doğru parmak parmak uzanır ve sayısız koy oluşturur. Bu biçim, bu sitede başka bir kıyıda da karşımıza çıkmıştı.

Kısaca: Sydney’in limanı aslında bir batmış vadidir: deniz yükselince nehir yatağı ve kolları su altında kaldı, geriye derin, dallı ve korunaklı bir su yolu kaldı. Koloninin tam olarak buraya kurulması ise son dakika kararıdır — belirleyici olan tatlı su deresiydi. Opera Binası’nın kabukları ise inşa edilemiyordu; çözüm, hepsini tek bir kürenin yüzeyinden türetmek oldu.

Deniz Altında Kalan Vadi

Bu kıyı, denizin karayı aşındırmasıyla oluşmadı. Tersine: burada bir zamanlar bir nehir vadisi vardı ve nehir, kollarıyla birlikte araziyi oymuştu.

Buzul çağlarının sonunda deniz seviyesi yükseldi ve bu vadinin alt kısmı su altında kaldı. Ana vadi ana körfez oldu; yan dereler yan koylar oldu.

Sonuç, denizcilik açısından olağanüstü bir yapıdır:

  • Derindir. Nehir vadisi zaten derin oyulmuştu; kıyıya yakın yerlerde bile su derin kalır. Büyük gemi karaya kadar yanaşabilir.
  • Korunaklıdır. Açık denize yalnızca dar bir ağızla bağlanır; içeride dalga oluşmaz.
  • Uzun kıyılıdır. Dallanma yüzünden rıhtım yapılabilecek kıyı uzunluğu, körfezin büyüklüğüne göre çok fazladır.

Bu sitede Muğla kıyısının neden bu kadar girintili olduğunu anlatırken aynı mekanizmayı görmüştük. Aradaki fark, orada batmanın çok sayıda küçük liman, burada tek bir dev doğal liman üretmesidir.

Bunun bir bedeli de vardır: aynı dallanma, karada ulaşımı zorlaştırır. Kuş uçuşu yakın iki nokta arasında karadan gitmek, koyları dolaşmayı gerektirir. Şehrin çok sayıda köprüye, tünele ve vapur hattına ihtiyaç duymasının nedeni budur.

Şehrin Yeri Son Anda Değişti

Koloninin kurulacağı yer aslında burası değildi.

Karar, yıllar önce bölgeyi gören bir keşif seferinin raporuna dayanarak Avrupa’da verilmişti. Seçilen yer, biraz güneydeki başka bir körfezdi.

Filo geldiğinde durum raporla uyuşmadı. Körfez açıktı: rüzgâra ve dalgaya korunaksızdı, suyu sığdı ve en önemlisi yeterli tatlı su yoktu.

Bunun üzerine filo birkaç gün içinde kuzeye, bir önceki keşifte dışarıdan görülüp içine girilmemiş olan koya taşındı. İçeride, derin suyun hemen kıyısında tatlı su akan bir dere bulundu ve yerleşim oraya kuruldu.

Yani milyonlarca kişilik bir şehrin yeri, bir derenin ağzına göre belirlendi. Bu sitede defalarca gördüğümüz kural burada da geçerli: bir yerleşimi başlatan şey çoğu zaman manzara ya da strateji değil, içilebilir sudur.

Derenin sonu da öğreticidir. Yerleşim büyüdükçe dere hem su kaynağı hem atık kanalı olarak kullanıldı ve birkaç on yıl içinde içilemez hâle geldi. Su, uzaktaki bataklıklardan uzun bir tünelle getirilmek zorunda kaldı; tünel büyük ölçüde sürgünlerin emeğiyle kazıldı.

Bu sürgünlerle ilgili yaygın bir yanlış vardır: çoğunun ağır suçlardan gönderildiği sanılır. Oysa kayıtlar, büyük çoğunluğun mülke karşı işlenmiş suçlardan — hırsızlık ve benzeri — gönderildiğini gösterir. Cezanın ağırlığı suçtan çok dönemin ceza anlayışından geliyordu.

Kabukları Kurtaran Küre

Şehrin simgesi hâline gelen yapı, bir yarışma projesi olarak seçildi. Ancak seçildikten sonra ciddi bir sorun ortaya çıktı: çizilen biçim inşa edilemiyordu.

Sorun şuydu. Projedeki kabuklar serbest elle çizilmişti; her biri birbirinden farklı bir eğriydi. Böyle bir yüzeyi betonarme olarak üretmek, her parça için ayrı bir kalıp yapmayı gerektiriyordu.

Binlerce farklı kalıp, hem maliyet hem süre açısından imkânsızdı. Yıllarca farklı geometriler denendi ve proje tıkandı.

Çözüm, biçimi kurtarmaya çalışmak yerine biçimi tanımlayan kuralı değiştirmek oldu. Bütün kabuklar, tek bir kürenin yüzeyinden kesilmiş parçalar olarak yeniden tanımlandı.

Bunun sonucu belirleyicidir: aynı küreden alınan her parçanın eğriliği aynıdır. Dolayısıyla kabukları oluşturan beton kaburgalar, aynı kalıp takımından dökülebilir; kalıp her seferinde biraz kısaltılarak farklı uzunluklar elde edilir.

Yapı böylece, binlerce benzersiz parçadan değil, sınırlı sayıda tekrarlanan parçadan kuruldu. Kabuklar fabrikada döküldü, şantiyede kaldırılıp birleştirildi.

Bu, Gaudí yazısında gördüğümüz ilkenin bir başka örneğidir: geometri estetik için değil, üretilebilirlik için seçilir. Orada eğri yüzeyler düz çubuklarla üretilebildiği için seçilmişti; burada bütün bir yapı tek bir kürenin çocuğu olduğu için üretilebildi.

Sıkça Sorulan Sorular

Sydney limanı nasıl oluştu?

Bir batmış vadidir. Burada bir nehir vadisi vardı; buzul çağlarının sonunda deniz seviyesi yükselince vadinin alt kısmı su altında kaldı. Ana vadi ana körfez, yan dereler yan koylar oldu.

Bu neden iyi bir liman?

Derindir çünkü nehir vadisi zaten derin oyulmuştu; korunaklıdır çünkü açık denize yalnızca dar bir ağızla bağlanır; ve dallanma yüzünden rıhtım yapılabilecek kıyı uzunluğu körfezin büyüklüğüne göre çok fazladır.

Bunun bir dezavantajı var mı?

Var. Aynı dallanma karada ulaşımı zorlaştırır: kuş uçuşu yakın iki nokta arasında karadan gitmek koyları dolaşmayı gerektirir. Şehrin çok sayıda köprüye, tünele ve vapur hattına ihtiyaç duymasının nedeni budur.

Koloni neden buraya kuruldu?

Aslında başka bir körfez seçilmişti ama filo geldiğinde orası rüzgâra ve dalgaya korunaksız, suyu sığ ve en önemlisi yeterli tatlı sudan yoksun çıktı. Filo kuzeye taşındı ve derin suyun hemen kıyısında tatlı su akan bir dere bulundu.

O dereye ne oldu?

Yerleşim büyüdükçe hem su kaynağı hem atık kanalı olarak kullanıldı ve birkaç on yıl içinde içilemez hâle geldi. Su, uzaktaki bataklıklardan uzun bir tünelle getirilmek zorunda kaldı.

Sürgün edilenler ağır suçlular mıydı?

Çoğunlukla hayır. Kayıtlar, büyük çoğunluğun mülke karşı işlenmiş suçlardan — hırsızlık ve benzeri — gönderildiğini gösterir; cezanın ağırlığı suçtan çok dönemin ceza anlayışından geliyordu.

Opera Binası’nın sorunu neydi?

Projedeki kabuklar serbest elle çizilmişti ve her biri farklı bir eğriydi. Böyle bir yüzeyi betonarme üretmek her parça için ayrı kalıp gerektiriyordu; binlerce farklı kalıp maliyet ve süre açısından imkânsızdı.

Küre fikri nasıl çözdü?

Bütün kabuklar tek bir kürenin yüzeyinden kesilmiş parçalar olarak yeniden tanımlandı. Aynı küreden alınan her parçanın eğriliği aynı olduğu için kaburgalar aynı kalıp takımından dökülebildi; kalıp her seferinde biraz kısaltılarak farklı uzunluklar elde edildi.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şehirler kategorisinden

Tümü →