Avustralya’nın kuzeyinde, dünyanın en büyük ikinci adasının doğu yarısı. Papua Yeni Gine, insan çeşitliliği bakımından gezegendeki en yoğun yerdir.
Kısaca: Cevap Papua Yeni Gine: ülkede sekiz yüzden fazla ayrı dil konuşuluyor — dünyadaki dillerin yaklaşık onda biri, nüfusu on milyon civarında olan tek bir ülkede. Nedeni kültürel değil topografik: dik sırtlar ve derin vadiler, toplulukları binlerce yıl birbirinden ayırdı. Aynı yalıtım bir başka sonuç doğurdu: tarım burada, dünyanın geri kalanından bağımsız olarak icat edildi.
Sekiz Yüz Dil
Ülkede konuşulan dil sayısı sekiz yüzü aşar. Bu, dünyadaki tüm dillerin yaklaşık onda birine denk gelir ve hiçbir ülkede bu kadar yoğun bir dil çeşitliliği yoktur.
Bunlar lehçe değildir. Pek çoğu birbirinden, Türkçe ile Japoncanın farklı olduğu kadar farklıdır — yani ortak bir atadan geldikleri bile gösterilemez. Bazı dilleri birkaç yüz kişi konuşur.
Neden Bu Kadar Çok?
Diller, konuşurları birbirinden ayrı kaldıkça farklılaşır. Bu sitede daha önce ada coğrafyalarında (Filipinler) ve dağlık bölgelerde (Kafkasya) aynı örüntüyü gördük. Papua Yeni Gine bu iki etkeni en uç biçimde bir araya getirir.
- Arazi. Adanın ortasında doğudan batıya uzanan yüksek bir sıradağ vardır; buradan inen dik sırtlar ve derin vadiler araziyi paramparça eder. Komşu iki vadi arasındaki kuş uçuşu mesafe kısa olabilir, ama yürüyerek geçiş günler sürer.
- Orman. Yoğun tropikal orman hareketi daha da yavaşlatır ve görüşü kapatır.
- Süre. İnsan bu adada kırk bin yılı aşkın süredir yaşıyor. Ayrılık ne kadar uzun sürerse diller o kadar uzaklaşır.
- Toplumsal ölçek. Bölgede geniş imparatorluklar kurulmadı. Büyük devletler, yönetim ve ordu yoluyla tek bir dili yayar ve diğerlerini eritir; burada böyle bir güç hiç olmadı.
Dördüncü madde çoğu zaman atlanır ama en belirleyici olanıdır: dil çeşitliliğini azaltan asıl şey coğrafya değil, merkezî devlettir.
Peki Nasıl Anlaşıyorlar?
Bu kadar çok dilin olduğu bir ülkede ortak iletişim, kendiliğinden gelişen bir dille sağlandı ve bu dilin oluşumu dilbilim açısından değerlidir.
19. yüzyılda bölgede çalışan işçiler ve tüccarlar arasında, İngilizce kelimelerin yerel dillerin yapısıyla harmanlandığı basitleştirilmiş bir iletişim biçimi ortaya çıktı. Bu tür dillere pidgin denir: kimsenin ana dili olmayan, yalnızca anlaşmak için kullanılan, sadeleşmiş diller.
Sonra kritik adım geldi. Bu dili kullanan ailelerin çocukları onu ana dil olarak öğrenmeye başladı. Çocuklar bir dili ana dil olarak edindiğinde onu zenginleştirir: dil bilgisi kuralları oturur, zaman ve kip yapıları gelişir, söz varlığı genişler.
Böylece pidgin bir kreole, yani tam işlevli bir dile dönüştü. Bugün bu dil ülkenin resmî dillerinden biridir; parlamentoda kullanılır, gazetede yazılır, radyoda konuşulur ve milyonlarca kişi tarafından bilinir.
Bu süreç, yeni bir dilin nasıl doğabildiğini gösteren en iyi belgelenmiş örneklerden biridir.
Tarımın Bağımsız İcadı
Tarım, insanlık tarihinde birkaç kez ve birbirinden bağımsız olarak icat edildi. Bilinen merkezler arasında Yakın Doğu, Çin, Meksika ve And Dağları sayılır. Bu listeye eklenen daha yeni bir merkez var: Yeni Gine yaylaları.
Yaylalardaki bir bataklık alanda yapılan kazılar, binlerce yıl öncesine ait drenaj kanalları, tarım sekileri ve çukurlar ortaya çıkardı. Bulgular, burada dokuz bin yılı aşan bir geçmişte bitki yetiştirildiğini gösteriyor.
Yetiştirilen bitkiler bölgeye özgüydü: muz, taro, şeker kamışı ve bazı kök bitkileri. Bunların bir bölümü sonradan dünyaya yayıldı — bugün dünyanın her yerinde yenen muzun evcilleştirilmesinde bu bölgenin payı vardır.
Önemi şudur: tarım, tek bir yerde bulunup oradan öğrenilen bir teknik değildi. Birbirinden habersiz topluluklar, farklı kıtalarda, farklı bitkilerle aynı çözümü ayrı ayrı buldu. Alan uluslararası koruma listesindedir.
1930’larda Bulunan Vadiler
Adanın kıyıları 19. yüzyılda haritalanmıştı, ancak iç kesimlerin boş ve yaşanmaz olduğu varsayılıyordu. Sıradağların ardında ne olduğunu dışarıdan kimse bilmiyordu.
1930’larda altın arayan gruplar yaylalara ulaştığında beklenmedik bir manzarayla karşılaştılar: geniş, ekili vadiler ve yüz binlerce insan. Bölgede yoğun nüfuslu, tarım yapan ve kendi içinde karmaşık toplumsal düzenlere sahip topluluklar yaşıyordu.
Karşılaşma iki taraf için de sarsıcıydı. Bu, dünya tarihinde büyük ölçekli bir nüfusun dış dünyayla ilk kez temas ettiği en geç örneklerden biri olarak kaydedilir.
Ülke bağımsızlığını 1975’te kazandı. Bugün karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında ulaşım altyapısının yetersizliği — pek çok yerleşime yalnızca uçakla ulaşılabilir — madencilik gelirinin paylaşımı ve dillerin kaybolma riski sayılıyor.



