Bir ülkeyi anlamak için bazen bir tarihe bakmak yeter. Avusturya için o tarih 1918’dir: nüfusu elli milyonu aşan bir imparatorluk dağıldı ve geriye, Alpler ile Tuna arasında sıkışmış, altı buçuk milyonluk bir devlet kaldı.
Kısaca: Avusturya, elli milyonluk bir imparatorluktan geriye kalan altı milyonluk bir ülkedir — ve bu, ülkenin her şeyini açıklar. Başkenti nüfusuna göre fazla büyüktür, çünkü Viyana bir imparatorluğun merkeziydi. Kurulduğunda kendi varlığına inanmayan bir devletti. 1938’de Almanya’ya katıldı; savaştan sonra uzun süre kendini “ilk kurban” olarak anlattı — bu anlatı ancak 1980’lerden sonra ciddi biçimde gözden geçirildi.
Kendine İnanmayan Devlet
Yeni cumhuriyet, kendisini bir ülke olarak görmekte zorlandı. Yaygın kanı, bu kadar küçülmüş bir devletin ayakta kalamayacağıydı: imparatorluğun sanayi bölgeleri, tahıl ovaları ve limanları artık başka ülkelerin sınırları içindeydi.
İlk tercih Almanya ile birleşmek oldu. 1919’da imzalanan barış antlaşması bunu açıkça yasakladı ve devletin adını belirledi. Böylece ülke, istemediği bir bağımsızlıkla yola çıktı.
Bu “eksik ülke” duygusu, iki savaş arası dönemin siyasetini derinden etkiledi ve 1930’larda iç çatışmaya kadar vardı.
Neden Viyana Bu Kadar Büyük?
Bugün Avusturya nüfusunun yaklaşık dörtte biri tek bir şehirde yaşar. Bu oran, benzer büyüklükteki ülkelerde alışılmış değildir ve nedeni tarihseldir.
Viyana, elli milyonluk bir imparatorluğun yönetim, sanayi ve kültür merkeziydi. Şehrin bulvarları, opera binası, hastaneleri ve tren garları o ölçeğe göre yapılmıştı. İmparatorluk dağılınca merkez kaldı, çevresi gitti.
Sonuç, ülkesine oranla fazla büyük bir başkenttir. Aynı şey ülkenin kültürel ağırlığı için de geçerlidir: Viyana’nın 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki müzik, resim, mimarlık ve düşünce hayatı, altı milyonluk bir ülkeden çok daha geniş bir havzanın ürünüydü.
Kızıl Viyana ve Belediye Konutları
İmparatorluğun dağılmasından sonra Viyana belediyesi, Avrupa’da ilgi çeken bir program başlattı. 1919 ile 1934 arasındaki dönemde şehir, büyük ölçekli belediye konutları inşa etti.
Yaklaşım iki bakımdan sıra dışıydı. Birincisi finansman: konutlar borçlanmayla değil, ağırlıkla yerel vergilerle yapıldı. İkincisi tasarım: bloklar yalnızca barınma değil, avlu, çamaşırhane, kreş, kütüphane ve sağlık birimi içeriyordu.
Program 1934’te siyasi çatışmayla kesildi, ancak kurulan yapı sürdü. Bugün Viyanalıların çok büyük bir bölümü hâlâ belediye konutlarında ya da kamu desteğiyle yapılmış konutlarda oturur.
Bunun bugüne yansıyan sonucu, şehir kirasının benzer büyüklükteki Batı Avrupa başkentlerine göre daha erişilebilir kalmasıdır. Kamu konut stokunun büyüklüğü, özel piyasadaki fiyatları da aşağı çeker; Viyana bu nedenle konut politikası tartışmalarında sıkça örnek gösterilir.
1938 ve “İlk Kurban” Anlatısı
Mart 1938’de Avusturya, Almanya tarafından ilhak edildi ve bir devlet olarak ortadan kalktı. Savaş boyunca Avusturyalılar Alman ordusunda ve yönetim aygıtında görev aldı.
Savaş sırasında Müttefiklerin yayımladığı bir bildiri, Avusturya’yı “Hitler saldırganlığının ilk kurbanı” olarak niteledi. Bu ifade, savaştan sonra kurulan devletin resmî anlatısının temeli oldu: ülke saldırıya uğramıştı, dolayısıyla olanlardan sorumlu değildi.
Anlatının atladığı iki şey vardı. Birincisi, aynı bildiri Avusturya’nın savaşa katılımından doğan sorumluluğuna da değiniyordu. İkincisi, ilhakın ülke içinde ciddi bir destek gördüğü ve savaş suçlarına katılımın yaygın olduğu tarihsel olarak kayıtlıydı.
Anlatı 1980’lerden itibaren, geçmişe dair kamuoyunda büyük tartışma yaratan bir siyasi tartışmanın ardından ciddi biçimde sorgulandı. 1990’ların başında hükûmet düzeyinde ortak sorumluluk açıkça kabul edildi; okul müfredatı ve anma politikaları buna göre değişti.
Bu, bir ülkenin kendi geçmişiyle hesaplaşmasının onlarca yıl alabildiğini gösteren açık örneklerden biridir.
1955: Tarafsızlıkla Gelen Bağımsızlık
Savaştan sonra Avusturya dört müttefik gücün işgali altında kaldı ve ülke bölgelere ayrıldı. Bu durum on yıl sürdü.
1955’te imzalanan antlaşmayla işgal sona erdi ve ülke tam egemenliğini geri aldı. Bunun karşılığı, aynı yıl ilan edilen daimi tarafsızlıktı: Avusturya askerî ittifaklara katılmayacak, topraklarında yabancı üs bulundurmayacaktı.
Tarafsızlık, Soğuk Savaş boyunca ülkeye özgün bir konum kazandırdı: iki blok arasında bir görüşme zemini oldu ve Viyana çeşitli uluslararası kuruluşlara ev sahipliği yaptı.
Avusturya 1995’te Avrupa Birliği’ne katıldı ama askerî tarafsızlığını korudu. Yani ülke ekonomik bütünleşmenin içinde, askerî ittifakların dışındadır — kuruluşundaki zorunlu tercihin bugüne uzanan hâli.



