Çölleşme, adı yüzünden en çok yanlış anlaşılan çevre kavramlarından biri. Sözcük kum tepelerinin ilerlediği bir görüntü çağrıştırıyor; gerçekte anlatılan şey çok daha sessiz ve çok daha yaygın.
Kısaca: Çölleşme, iki şeyle sık sık karıştırılır ve ikisi de değildir. Kuraklık değildir — kuraklık geçici bir hava olayıdır, çölleşme ise kalıcı arazi bozunumudur. Çölün büyümesi de değildir; mevcut çöl sınırının ilerlemesi anlatılmıyor, kurak ve yarı kurak bölgelerdeki toprağın üretkenliğini yitirmesi anlatılıyor. Türkiye’de asıl süreç erozyondur; sulamaya bağlı tuzlanma ise ikinci büyük tehdit.
Çölleşme Ne Değildir?
İki yaygın yanlışı baştan ayırmak gerekiyor.
- Kuraklık değildir. Kuraklık, yağışın belirli bir dönemde normalin altına düşmesidir; geçicidir ve yağış döndüğünde biter. Çölleşme ise toprağın üretkenliğini kalıcı olarak yitirmesidir; yağış geri gelse bile kendiliğinden düzelmez. Kuraklık çölleşmeyi hızlandırabilir ama ikisi aynı şey değildir.
- Çölün büyümesi değildir. Kavram, var olan bir çölün sınırının ilerlemesini anlatmaz. Anlatılan şey, kurak ve yarı kurak bölgelerdeki arazinin yerinde bozunmasıdır — çölden yüzlerce kilometre uzakta da olabilir.
Tanım olarak çölleşme, kurak, yarı kurak ve az nemli bölgelerde arazinin üretkenliğini kaybetmesidir. Nedeni hem iklim koşulları hem insan etkinlikleridir; çoğu zaman ikisi birlikte çalışır.
Nasıl Gerçekleşir?
Çölleşme tek bir olay değil, birbirini besleyen süreçlerin toplamıdır.
Erozyon en yaygın olanıdır. Bitki örtüsü zayıfladığında toprağı tutan kök ağı da zayıflar. Yağmur, korumasız kalan yüzeydeki ince ve verimli üst toprağı alıp götürür; rüzgâr kuru dönemde aynı işi yapar. Kritik nokta şudur: üst toprağın oluşması yüzyıllar alır, kaybolması bir mevsim sürebilir.
Aşırı otlatma döngüyü başlatan en yaygın etkendir. Otlar dinlenme fırsatı bulamadan yenirse kök sistemi zayıflar, örtü seyrelir ve toprak açığa çıkar.
Tuzlanma ise sinsi olanıdır ve şaşırtıcı biçimde sulamadan kaynaklanır. Sulama suyu az da olsa çözünmüş tuz içerir. Kurak bölgede su buharlaşırken tuz toprakta kalır; drenaj yoksa her sulama biraz daha tuz ekler. Yıllar içinde toprak, bitkilerin su alamayacağı kadar tuzlanır. Bu yüzden çölleşme sulanan tarım alanlarında da yaşanabilir.
Buna bitki örtüsünün kaldırılması ve yeraltı suyunun aşırı çekilmesi eklendiğinde döngü kendini besler hâle gelir: örtü azalır, toprak gider, su tutma kapasitesi düşer, örtü daha da azalır.
Türkiye’de Durum
Türkiye, arazisinin büyük bölümü yarı kurak olduğu ve engebeli bir yüzeye sahip olduğu için çölleşmeye açık ülkeler arasında. Ülkedeki başlıca süreç erozyondur: eğimli arazide su erozyonu, düz ve kuru iç bölgelerde rüzgâr erozyonu.
Risk bakımından öne çıkan alanlar İç Anadolu’nun kurak kesimleri, Güneydoğu Anadolu ve eğimin yüksek olduğu iç bölgelerdir.
Türkiye’nin bu konudaki en bilinen örneği Karapınar’dır. Yirminci yüzyılın ortasında bölgede rüzgâr erozyonu o kadar şiddetlendi ki taşınan kum yerleşimleri ve yolları tehdit eder hâle geldi. Ardından yürütülen kapsamlı çalışmayla arazi örtülendirildi ve hareketli kum durduruldu. Bu, sorunun ne kadar ağırlaşabileceğini de müdahalenin işe yarayabileceğini de gösteren bir örnek olarak anılıyor.
Tuzlanma ise sulu tarım yapılan bazı ovalarda kayda geçmiş bir sorun. Suyun bol geldiği ama drenajın yetersiz kaldığı yerlerde, yıllar içinde verim düşüşü olarak kendini gösteriyor.
Ne Yapılabilir?
- Örtüyü korumak. Erozyonla mücadelenin temeli, toprağı tutan bitki örtüsünü ayakta tutmaktır. Dönüşümlü otlatma, otların kendini yenilemesine izin verir.
- Eğime uygun tarım. Eğimli arazide eş yükselti eğrisi boyunca sürmek ve teraslama, suyun yamaç boyunca hızlanmasını engeller.
- Rüzgâr perdeleri. Tarla kenarlarındaki ağaç ve çalı sıraları rüzgârın hızını kırar; rüzgâr erozyonuna karşı en etkili yöntemlerden biridir.
- Drenajlı sulama. Tuzlanmayı önlemenin yolu sulamayı bırakmak değil, fazla suyun ve tuzun tahliye edilmesini sağlamaktır. Damla sulama, hem su tasarrufu sağlar hem tuz birikimini azaltır.
Son bir uyarı: erozyonla mücadele, her yere ağaç dikmek demek değildir. Doğal bozkır alanlarına yapılan yabancı türlerle ağaçlandırma, toprağı korumak yerine o araziye özgü bitki topluluğuna zarar verebilir. Doğru yaklaşım, alanın geçmişteki doğal örtüsünü esas almak — yani ormanı ormana, bozkırı bozkıra geri kazandırmaktır.



