Hem ada hem kıta olan tek kara parçası. Avustralya’nın canlı dünyası dünyanın geri kalanına hiç benzemez ve bunun tek bir açıklaması var: uzun süreli ayrılık.
Kısaca: Keseli hayvanlar Avustralya’da ortaya çıkmadı — oraya Güney Amerika’dan, Antarktika üzerinden geldiler. Kıtalar ayrılınca Avustralya yalıtıldı ve keseliler burada rakipsiz kaldı. Aynı yalıtım, dışarıdan gelen türler karşısında kıtayı savunmasız bıraktı: getirilen tavşanlar ve böcek öldürmek için ithal edilip işe yaramayan kurbağalar, ekoloji tarihinin en bilinen hatalarından ikisi.
Keseliler Nereden Geldi?
Yaygın varsayım, keseli hayvanların Avustralya’ya özgü olduğu ve orada ortaya çıktığıdır. Fosil kayıtları başka bir şey söylüyor.
Keselilerin bilinen en eski fosilleri Avustralya’da değil, Amerika kıtasında bulunur. Grup orada ortaya çıktı ve güneye doğru yayıldı.
O dönemde Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya birbirine bitişikti; hepsi güneydeki büyük kara kütlesinin parçasıydı. Antarktika da bugünkü gibi buzla kaplı değildi, ormanlıktı. Keseliler bu kara köprüsünü kullanarak Avustralya’ya ulaştı.
Sonra kıtalar ayrıldı. Avustralya kuzeye doğru sürüklendi ve milyonlarca yıl boyunca hiçbir kara bağlantısı kurmadı.
Belirleyici olan şudur: plasentalı memeliler Avustralya’ya ulaşamadı (yarasalar ve daha sonra denizden gelen birkaç grup dışında). Başka kıtalarda keseliler plasentalılarla rekabette geriledi; Avustralya’da böyle bir rakip olmadığı için bütün ekolojik rolleri keseliler doldurdu.
Sonuç, tanıdık rollerin tanıdık olmayan hayvanlarca üstlenilmesidir: otlayan büyük otçul yerine kanguru, avcı yerine keseli etçiller, ağaçta yaprak yiyen yerine koala. Bu, Madagaskar’daki lemur çeşitlenmesiyle aynı mantıktır — boş kalan roller, eldeki gruptan türeyen çeşitlerle doldurulur.
Kıta ayrıca, memelilerin yumurtlayan kolundan hayatta kalan birkaç türe de ev sahipliği yapar; bu grup başka hiçbir yerde bulunmaz.
Yalıtımın Bedeli: Getirilen Türler
Uzun yalıtım bir başka sonuç daha doğurdu: yerli türler, dışarıdan gelen hayvanlarla başa çıkacak donanıma sahip değildi. Avrupa yerleşimiyle birlikte getirilen türler bu yüzden felaket ölçeğinde etki yaptı.
En bilinen örnek tavşandır. 19. yüzyılın ortasında avlanmak için birkaç düzine tavşan salındı. Doğal düşmanı olmayan, hızlı üreyen bu hayvan birkaç on yıl içinde kıtanın büyük bölümüne yayıldı ve milyonlarla ifade edilen sayılara ulaştı.
Etkisi otlakların tahribi, toprak erozyonu ve yerli türlerin besin kaynağının yok olmasıydı. Yayılmayı durdurmak için kıtayı boydan boya kesen binlerce kilometrelik teller çekildi; bu, sorunu yavaşlattı ama çözmedi.
Kamış Kurbağası: Ders Niteliğinde Bir Hata
İkinci örnek daha öğreticidir, çünkü iyi niyetli bir çözüm girişiminin sonucudur.
1930’larda şeker kamışı tarlalarında bir böcek zararlısı vardı. Çözüm olarak, bu böceği yediği düşünülen bir kurbağa türü Orta ve Güney Amerika’dan getirildi ve tarlalara salındı.
Plan ilk günden işlemedi. Nedeni basitti ve önceden fark edilebilirdi: hedef böcekler kamışın üst kısmında yaşıyordu, kurbağa ise oraya çıkamıyordu. Kurbağa hedefini yiyemedi.
Ama kurbağa çok iyi yayıldı. Önüne gelen her küçük canlıyı yiyerek yerli türleri baskıladı.
Asıl sorun bundan da ağırdı: kurbağanın derisinde güçlü bir zehir bulunur. Kıtadaki yerli avcılar bu zehri hiç tanımıyordu ve kurbağayı yiyen kertenkeleler, yılanlar ve keseli etçiller öldü. Yani tür yalnızca rekabet etmedi, avcılarını da zehirledi.
Bugün bu olay, biyolojik mücadele uygulamalarında standart bir uyarı örneğidir: bir türü başka bir türü kontrol etmek için getirmeden önce, yeni ortamda başka neleri etkileyeceği ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
Kıtanın Boş Ortası
Avustralya, insanın yaşadığı kıtalar arasında en kurak olanıdır. İç bölgelerin büyük kısmı çöl ya da yarı çöldür ve nüfus, kıyı şeridinde — özellikle doğu ve güneydoğu kıyısında — toplanmıştır.
Bu, daha önce Cezayir ve Türkmenistan’da gördüğümüz “kenarları dolu, ortası boş” örüntüsünün bir başka örneğidir; fark, burada boşluğun bir kıta ölçeğinde olmasıdır.
Kuraklığın bir nedeni, kıtanın büyük bölümünün yüksek basınç kuşağında yer almasıdır: bu kuşakta hava alçalır ve alçalan hava yağış üretmez. Aynı kuşak dünyanın büyük çöllerinin çoğunu oluşturur.
Kıtanın kuzeydoğu kıyısı boyunca uzanan mercan resifi ise dünyanın en büyük canlı yapısıdır. Deniz suyu sıcaklığının artmasıyla yaşanan ağarma olayları — mercanın içinde yaşayan ve ona renk ile besin veren algleri dışarı atması — resifin başlıca tehdididir.
Altmış Beş Bin Yıl
Kıtada insan varlığı çok eskidir: arkeolojik bulgular yerleşimi altmış bin yılı aşan bir geçmişe tarihler. Bu, dünyada kesintisiz süren en eski kültürel geleneklerden biridir.
Bu kültürde bilgi, yazı yerine anlatı, şarkı ve resim yoluyla aktarıldı. Bölgeler arasındaki yolları, su kaynaklarını ve mevsimsel değişimleri tarif eden ezberlenmiş rota anlatıları, kıtanın büyük bölümünü kapsayan bir bilgi ağı oluşturur.
Ateşin araziyi yönetmek için düzenli ve denetimli biçimde kullanılması da bu geleneğin parçasıdır. Küçük ve sık yakımlar, biriken yanıcı örtüyü azaltarak büyük yangınları önler. Son yıllarda bu yöntem, yangın yönetiminde yeniden uygulanmaya başlandı.
İnsanın kıtaya gelişinden sonra çok sayıda büyük hayvan türü yok oldu. Bunun avlanmadan mı, iklim değişiminden mi, yoksa ikisinin birleşiminden mi kaynaklandığı hâlâ tartışılıyor; elde kesin sonuç verecek kadar veri yok.



